
Şu anda inanılmaz derecede sinirli olsam dahi, biliyorum ki yıllar sonra sen hatıramda gençliğime dair güzel bir çizgi olarak kalacaksın. lakin hepsi bundan ibaret olacak. sana zerre sitem etmiyorum, aksine bütün bunları bana yapmana izin verdiğim için kendimi affetmekte güçlükler yaşıyorum. her ne kadar önümüzdeki belirli bir süre şu son söyleyeceklerim için pişmanlık duyacağımdan emin olsam bile, bir daha seni görmek istemiyorum. Geçmişten bir alıntıdır, tozlu raflarda çoktan yerini almış; yıllar sonra okuduğunda silik çizgilerin üzerinden kurşun kalemle geçmeye çalışırsın, tekrar silebilme özgürlüğü hep orada.. şimdiki sana çoook uzaktır: son... bu yazıyı yazıyorum çünkü artık senin kaybedebiliceğin bir ben, ya da benim kaybedebiliceğim bir sen yok. artık biz diye bir şey de yok. şu birkaç zamandır belki beni en çok dinleyen oldun, sessizliğimde bile... ve şimdi ben hayatımda bir zamanlar çok önemli bir dinleyici olan ''sen''in yokluğuyla boğuşuyorum. kendi kendime yazıp okumaktansa, senin bu yazıyı okuyup tepki vermemen fikri beni biraz daha rahatlatıyor. insan ne kadar çok şey söylese, ya da elinden geldiğince kendini ifade etse de, derinlerde saklı bir şeyler mutlaka kalıyor. onlar da artçı depremler olarak, seyrek aralıklarla ruhu ve bedeni vurmaya devam ediyor. geçen gün evde, aylar önce sana yazdığım yazıyı buldum ve şimdiki benle o zamanki beni karşılaştırdım. evet, çok değişmişim... bir varmış, bir yokmuş. işte bu günler hayatın ''biz''li kısmının anlamını yitirmeye çabaladığı, ''biz''li umutların tükendiği anlardan birkaçı. kendimi kandırarak, hep iyi yönünden bakmaya çalışmıyorum artık, çünkü bu kendini kandırma işinin karşılıklı olmazsa yürümeyeceğini öğrendim. aramızdaki şüpheler yaraladı beni ve seni. insan böyle dönemlerde geriye dönüp sürekli sorguluyor kendisini ve karşısındakini, içindeki öfkeyi ve şefkati. eskiye dönüp o güzel günleri hatırladıkça yüzümde ısrarcı olsa da buruk bir gülümsemeyle oturuyorum, yumuşamadan edemiyorum. artık içimde bir yanı hiddet diğer yanı ise özlem olan madalyon eskisi kadar keskin sınırlara sahip değil ve katı sınırları olan duygularım yavaş yavaş birbiriyle karışmaya başladı. bu karışık duygularsa yerini git gide dinginliğe bırakıyor. şu an olmasa da ileride bir gün içimde seninle iletişim kurma isteği uyanabilir. tüm o söylediğim, tükürdüğüm sert sözleri yalayıp yüzüne bakmak zorunda kalabilirim. eskiye olan sonsuz ama yıpratıcı bağlılığım bana hiç düşünmediğim şeyler yaptırıyor bazen. artık sen de geçmişimin bir parçası olacaksın, izin kalacak; arada bir hissettirecek kendisini, hiç olmadık zamanlarda. artık eskisinden daha da güçlüyüm. başım dik, utanmıyorum beni ben yapanlardan. senin ve benim de bir ilişki yürütebilmemiz zormuş aslında düşündüm de... olmazmış, ama bilmek için yaşamamız gerekirdi. kim ne derse desin... yaşandığı zaman içinde hepsi gerçekti... tüm söylenenler, tüm yaşananlar, tüm hissedilenler ve söylenemeyenler... yaşandığı zaman içinde güzeldi, ne kadar kötü biterse bitsin... geriye kalanlarsa gerçekleştirilmemiş hayaller ve başka birkaç şey... bir de bazı soru işaretleri kaldı bende, yanıtlamak istemezsin nasılsa... ve ben...
