
Minicik bir bebek olarak dünyaya geliyoruz. Erkek, kız farketmeden eşit sevilerek, veya sevilmeyerek küçük bir kız çocuğu oluyoruz. Prenses oluyoruz, aslan kızım oluyoruz, akıllı oluyoruz, yaramaz oluyoruz derken biraz daha büyüyoruz, ergenleşiyoruz. Arkadaşlar ediniyoruz, okuyoruz, hedefler seçiyor, gelecek hayalleri kuruyor, ailemize layık olmaya çalışıyor, bir yandan sivilce çıkarıyor, diğer kızlardan çirkin görünme kaygısı yaşıyor, ilk aşkı tadıyor, ilk acıyı çekiyor, ilk arkadaş kazığını yiyor ve biraz daha büyüyoruz. Genç bir kız oluyor serpiliyoruz. Saç savuruyor, flört ediyor, ders çalışıp üviversite hayalleri kuruyor, okulda dışarıyı, dışarıda okulu düşünerek hayatı yaşamaya çalışıyor, ilk sevgililik maceralarımızı yaşıyor, ilk kez kısıtlanıyor, onu giyme, bununla konuşmacılıklar başlıyor sevildik sanıyoruz. Sonra biraz daha büyüyor, genç bir kadın oluyor, okul bitiriyor ya da bitirmiyor, hayata atılıp işe giriyor, çok çalışıyor, çok eziliyor, bir yandan hayatı sorguluyor, bir yandan beyaz atlı prensi arıyor, ordan oraya savruluyor, inaçlarını kaybediyor, ilişkiye kafa yormaktan kendini unutuyor ve bir yol ayrımına geliyoruz. İşte o yol ayrımında hayat seni, her sorunun üstesinden tek başına gelebilecek, tüm zorluklarla savaşabilen, eline 3 çeşit sebze verseler 8 çeşit yemek çıkarabilen, çekiç, çivi verseler saraylar inşaa edebilen, elinin değdiği herşeyi güzelleştiren, az insan, çok çiçek, bol hayvan diyip kendiyle yetinen biri oluyorsun. Şimdi söyleyin bakalım bana, çalışıp ayaklarının üstünde dururken, kazanıp paylaşıyor, kendi evine ailene bakıyorken, çivini kendin çakıyor, pirizini kendin tamir edebiliyorken, maddi hiç birşeye ihtiyacın yokken, her güçlüğün üstesindende geliyorken neden bir başkasına ihtiyaç duyuyorsun? Aslında basit, ihtiyacımız sevgi, sadakat ve bağlılık... Ne yazık ki beyler çoğunuzda bunların hiç biri yok.
コメント