• Necdet

    Her sabah,

    Bir öykü sürüklenir kimliksizliğimden

    Bedenime sarılı bir ırmak

    Asar beni geceye,

    Tufandayım,

    Mavi bir kış aralar gözkapaklarımı,

    Ağzımda güvercin ölüleri

    Hırçın bir gökyüzü nihayetim.

    Aşkla beslediğim

    Bir Ulubatlı Hasan yalnızlığı mihmandarım.

    Gecenin yangınlarına

    İbrahim olduğum günden beri,

    Bana sonsuzluğu anlatan ızdırab sultanı,

    Tabutum gökte ay.

    Nerde yaşlanır yıldızlar,

    Kıvranırken gök kabrinde.

    Uçurumlar kadar intiharlıdır

    Türkçe okumak alfabeyi.

    Birileri kısmetini toplarken,

    Yüzümün şifalı otlarından.

    Yada büyürken ayaklarım,

    Kırmızı yağmurlara aldırmadan.

    Ben adına sefil derim kentin,

    Bir diğeri zencefil.

    Mümkünü yok

    Gecenin sırtına yığarım ağrılarımı.

    Bileklerime kelepçe olur

    Fazla bilgiçliğim, önüme duvar.

    Kaç balık anlar Yunus’un dilinden,

    Mahremler açılırken küfür yüklü karanlığa.

    Ah benim,

    Darağacında yakılan gemilerim.

    Firavunun düşlerinde bölünen

    İki ateş damlası yüreğim.

    Nefrete alıştım,

    Bizi çaresizlikten emekli eden ey hayat,

    Örtülerini atıyoruz üstümüzden,

    Kapılıp aşkın büyüsüne.

    Bir yol bulup dervişin mazbatasında,

    Güller içinde saklanmış yüz görümlüğünde,

    Sol yanım tufana ısmarlanmış sadakat bekçisi ölümüm.