• Necdet

    Özgürlük güvercinleri dökülür tespih tanelerinden,

    Sonsuzluğu yudumlarken hıra dağı boyunda adamlardan

    İplere ilk merhaba diyen Hubeyb’ide an

    Kuytularda kalmasın yaşadığın zaman,

    Şimdi geçemiyoruz ırmakları diz boyu kan

    Kuşlar yağmurları toplarken bir sabah avucumda

    Şehrin putlarını kovaladım durdum kaybolan anılarda

    Hiç değişmedi seccadem serdim suların üstüne,

    Bin kartal başıyla yıldızlar çarparken hüznüme.

    Gün silkeleyip üstünden denize atarken dağları

    Hayatımız Şems’ten Mevlana’ya esen bir rüzgâr

    Kadırgaları geçirirken bir iğne deliğinden kavgamız,

    Mavi gökyüzünde Ebabil Sırat’a bakan gözlerimiz.

    Kendi boynumu infaz ederken bir Ulubatlı hasan yalnızlığında

    Korkaklığın yabancısıyım akrepler büyürken şehrin gözlerinde,

    Eşkıyadır kendime uykularım akvaryumdan çıkmayan akıllarda

    Duvarlara yolculuk alnımda çatlayan damarların kıyısından.

    Sular uyandı, güneşi tartan terazilerde yürek Bayezıd- ı Bistam

    Sonsuzluk mavi bir tülbent, ölüm gürül, gürül akan bir ırmak,

    Cemre burcundayız muhabbet otağı düşmek istediğimiz yer

    Aklın bükülmüş duvarlarından geçiyoruz Mansur adına.

    Gökte uçan kuş kıskanır elbet burağı, ya üstündeki yolcu.

    Var mıdır ondan avare dudak, gönülde başka ateş,

    Heyhat, ondan ayrı kalmak maskaralıktır evvel ve ahir,

    Yürüyoruz yol Muhammed’e ne varsa aşka dair.

コメント