• Necdet

    Bir şiir yazarken yüreği ağzında bir şair,

    Yangına düşmüş

    Tüm kelimeleri sıralarken beyaz kâğıda,

    Anılar yalnızlığa

    Mukaddime olurken her defasında

    Zulüm göğüs kemiklerini kırmıştır

    Ölü kuşlar süpürülürken

    Ayaklarının altına.

    Kocaman yıldızlar düşmüş

    Bahtı kapalı balıkçıların ağına,

    Ölü kokan bir fırtına

    Firar edip çıkarken mezarından

    Eski İstanbul çarmıhta bekler

    Omuzlardan düşen cenazelerde

    Ve anne şefkati kaybolmuş

    Manzaralarla uyanırız öldürülüşümüze,

    Ne bir mağara var sığınacak,

    Ne akıp gidecek bir ırmak.

    Uzadıkça boyu engerek gölgelerin,

    Çekilir damarlarımızdan kan.

    Ölünecek bir sevdayı kanun yaparız yüreğimize

    İlmeği boynunda

    Yangın yerinde günler

    Çoğalırken mevsimlerde.

    Çilenin hevenginde

    Taptuk kapısında Yunus emre

    Musa”nın elindeki kor

    Dudağımızı yakan elmas

    Karanlık bir gökyüzüne sürüyoruz atları,

    Heybemizde emektar mavi boncuklu kuşlar

    Üzülmeyi unutmuş ölüler tarlasından geçiyoruz

    Ölmezlik suyu kılavuz.

    Gökyüzü harmanlanmış

    Yer budanmış dağlardan,

    Irmak küsmüş mecrasına akmaz

    Kuş konacak dal bulamaz,

    Hava ateş, yer buz,

    Mıknatıs gibi çekiyor içine bizi her kâbus

    Gece gördüğüm ay değil, gündüz gördüğüm güneş

    Tur dağı yerle bir aşk ateşinden,

    Nasıl birdenbire kördüğüm,

    İçeride özgürlük düşleri

    Dışarıda esaret gördüğüm

    Her ölenle öldüğüm,

    Yalınayak geçirildiğim kirpi cesetleri bırakılmış yollar

    Dicle de korku Diyar-ı Bekir de kıyam

    Dönüşümüz mutlak sona, dudaklarda tekbir.

    Başkaldırı mühürlemiş karanlık odaları

    Başuçlarında nurdan halkalar,

    Tabutlara nasıl sığar bu kocaman adamlar.

Kommentare