
pencere kenarında sokağı izliyorum. canım sıkılıyor. pazartesi sessizliğinin kol gezdiği bu soğuk kasım gecesinde herşey derin uykuda.
her
şey.
gecenin siyahı şehri baştan başa sarmış, sokaklarda hiç kimse kalmamış.
kal
mamış.
zifiri karanlığı kucaklayan sükunet yüksek binaların etrafında, cadde boyunca sıralanmış arabaların çevresinde, dar kaldırımlarda bütün kasvetiyle dolaşıyor.
bü
tün.
insanı dehşetengiz hadiselere davet eden yıldızlar, alaycı gülüşüyle simsiyah gökyüzünde ışıldıyor. bütün ışıklar sönmüş herkes uykuya dalmış. uyku dazenim alt üst olduğundan bu gece de uykum yok.
üst
alt.
geceyi uyanık, gündüzü uykuda geçirmekle lanetlenmişim sanki.
lanet! lanet! lanet!
kuşkusuz bir mugayeret olan gecede yaşamak bir lanet değilse, bir ikram hatta en imtiyazlısından bir mukafat olmalı. gün ışığının çiğliğinden, kalabalıkların kudretli çirkinliğinden gürültü canavarının dişlerinden azade kara, yumuşacık bir yorganın altındayım. örtülüyüm, emniyetteyim..