• Tyfn

    Kısmetinse döner dolaşır seni bulur...

    Bir zamanlar bir köylü bir medresenin kapısını çaldı. Kapıya bakan talebe kapıyı açtığında köylü ona bir salkım üzüm uzattı. “Bunlar bağımın en güzel üzümleri. Size hediye getirdim.” “Teşekkür ederim” dedi talebe. “Onları hemen hocamıza götüreceğim çok memnun olacaktır.”

    “Hayır,! Ben bunları sana getirdim.”

    “Bana mı?” Böyle güzel bir hediyeyi hak ettiğini düşünmüyordu.

    “Evet!” dedi köylü. “Çünkü ne zaman bu kapıyı çalsam sen açıyorsun. Ne zaman ürünlerim kuraklıktan kırılsa, bana sen yiyecek veriyorsun. İnşallah bu üzüm salkımı da sana güneş ışığı gibi ılık ve yağmur gibi güzel İlâhî rahmeti getirir. Çünkü, bak, ne güzel yaratılmışlar.”

    Talebe o sabahı üzüm salkımını tefekkür ederek geçirdi. Üzümler sahiden de harika yaratılmışlardı. O yüzden salkımı hocasına ikram etmeye karar verdi. Çünkü kendilerine ilim ve hikmeti öğreten oydu. Hoca, talebenin bu ikramıyla çok mutlu oldu ama medresedeki hasta talebesini hatırladı.

    “Üzümleri ona hediye edeyim belki sevinir ve daha çabuk şifa bulur.”

    diyerek ona gönderdi. Ama üzümler hasta talebenin odasında da fazla kalmadı. Hasta talebe şöyle düşünmüştü: "Medresenin aşçısı beni günlerce en iyi yemeklerle besledi. Eminim bu üzümleri o daha çok hak ediyordur.”

    Aşçı ona öğle yemeğini getirdiğinde, üzüm salkımını ona hediye etti.

    Aşçı, üzümlerin güzelliğine hayran olmuştu. Bu üzümlerin güzelliğini ve harikalığını kimse kitaplardan sorumlu talebeden fazla takdir edemezdi. O, tefekkürüyle ve ince düşünüşüyle medresede şöhret kazanmış bir gençti. Talebe, üzümleri görür görmez en küçük şeyde bile İlâhî sanat ve nakışların en yüksek derecede yansıyabileceğini derinden kavradı. Tam bu sırada, medreseye ilk geldiğinde kendisine kapıyı açan talebeyi hatırladı. Şefkatiyle, tevazuuyla,sevecenliği ile, sıcaklığıyla benzer duyguları yaşamasına vesile olmuştu, üzümleri kapıya bakan talebeye gönderdi.

    Ve böylece daha akşam olmadan, köylünün medreseye getirdiği üzüm salkımı kapıya bakan talebeye geri dönmüştü bile.

    İşte o zaman bu talebe bu üzümlerin gerçekten de kendi kısmeti olduğunu anladı. Ve bir şeyi daha anladı. Cömertlik dostluğun en parlak bir nişanıydı.

コメント