
Çalan telefona yetişmek çok önemliydi
Yeni biriyle tanıştık mı hele soyadını ve tabi bir de babasının adını öğrenmişsek hemen rehberi açar bakardık. Telefonlar, aile babalarının adına olurdu. Çocukla tanışmışsın, soyadı ve babasının adını da bir vesile ile öğrenmişsen, işin daha başında sayılırdın. Rehberde aynı isimle kayıtlı, bir çok babanın arasından, onun babasını anlaman gerekirdi. Rehbere, sırf tanıdığımız birinin telefonunu bulmak için değil, eğlence olsun diye de bakardık.
Evdeki biz bize oyunlarımız tükenince, bazen aklımız gözümüz telefona kayar,
ve sıra en şeytani, edepsiz ve yasak oyuna gelir, tanımadığımız bir numaraya telefon açar konuşurduk. Aman Allahım, o ne acayip eğlenceli bir oyundu. Telefonda tanımadığın insanlarla konuşmak ve tanıdıklarını telefonda işletmek. Ahizeye havlu kapatır ya da sadece sesimizin tonunu değiştirirdik. Ya da karşıdaki değiştirmiş olur bizi arardı. Konuşurduk da konuşurduk. Sonra kızar, küfreder ya da kim olduğunu anlar, anasına babasına şikayet ederdik. Bazen de, bizim kim olduğumuz anlaşılırdı, tonla ceza yerdik.
-Alo! Dolapta yumurta var mı? - Evet
- Şimdi onları al ve üzerine otur.
Ya da “Alo” diyene, “Alo kullanmıyoruz, Omo kullanıyoruz” der, gülmekten yere yapışır, telefonuda suratına kapatırdık.
O çevirmelere de bayılırdım. İşaret parmağını numaranın yuvarlağına sokup, daireyi birin önündeki yarım çengele doğru çevirirdim. Çevirdiğinde daha hızlı, yerine geri dönerken daha uzun ses gelirdi. Telefonlar, halamların, bizim, babamların telefonuydu. Kişiye değil ailelere ait olurdu.
