
Tanımlanabilir mi bir insan,sokaklar ve yağmurlarla?
Estetik ihanetler ve patolojik bir kalabalıklığın mahrem libidosunda-
uyumaya ve bütün kahvaltı masalarına nefret biçimlenirken,
ben ki ceplerimde utangaç salyangozları pezevenkçe çiftleştirip
korku trenlerinde sanrıları reddediyorum
duvar yazılarında aşkı ve ölümü
esmer kedilerin gözlerinde nostaljiyi tanıdım:
bir silah verin bana
bir çocuk hüznünün parçaladığı gözlerim
umutsuzluğu öldüreceğim.
Tanımlanabilir mi bir toplum,erotik fotoğraflar üzerindeki gölgelerle?
Vitrinlere yansıyan anarşist yıldızların doyumsuz ışıltılarında-
kutsal tüketim şizoidliği çağdaş cinayetlere ikame edilirken,
halk ki sabaha karşı yangınlarında dogmatik orospulara aüğıtlanıp
üzünç akşamlarında arabesk şarkılarla emperyal düşler kuruyor
tarihsel labirentlerde paranoyayı
mermilerin süksesinde çirkinliği buldu:
bir acı verin bana
ey! yanılgılar imparatorluğumun ilenç güneşleri
sevgiyi özetleyeceğim.