Burak
Burak, 40

"a man who never does a mistake is the man who never does anything"


1986 yılında hicri olarak muharrem, rumi olarak eylül ayında dünyaya geldi. şaban ya da ramazan ayında doğmamış olmasına şükretti. ikinci isim olarak muharrem daha kabul edilebilirdi. doğduğunda tanrı ailesine hediye olarak bir de ikiz kızkardeşi promosyon ürünü olarak hediye etmişti. tam 5 kuşaktır bu izzeti ikram anne tarafından soykütüğünde mevcuttu.


okumaya başladı. önce atatürk anaokuluna gitti. ekmek elden su gölden herşeyden memnundu. sabahları babası okula bırakır; 9 gibi okulda verilen kahvaltısını yapar siestasına dalardı. yıllar hızlıca akmaya başlamıştı. ama iyi çalışıyordu. takdir belgelerini üstüste alıyordu. şu anki aklı olsa ,annesinin o belgelerin arkasını müsvedde olarak kullanıp yemek tarifi yazdığını görse o kadar kasmanın mantıklı olmadığını anlardı.


lise yılları on numero geçti.okul bahçesinde karşıdan dolap taşıyarak gelen 4 arkadaşına alın bunu hehehe tarzında ortaokul şakası yaparken duvar dibinden sinsice gelen müdür yardımcısını gördüğünde hayatın süprizlerle dolu olduğunu idrak edebildi. öss sınavına girdi. gittiği dersanenin deneme sınavları gibi öss sınavının da 12:30 da biteceğini sanmıştı. yanılmıştı. daha türkçe bomboştu. elinden geleni yaptı. oluru trakya üni. tıp fak'tı. hakkaten de fak'tı. milletin ağzını mı çekcen olm tavsiyeleriyle diş hekimliğini elinin tersiyle itmişti. hastane acilinde hastalara idrar sondası takarken avuçları arasında bulunan uzva bakınca bu tavsiyenin aslında yanlış varsayım olduğunu anladı.


memleketine tatile geldiği zamanlarda, okuduğu bölüm ve üniversitesi sorularına cevap verdiğinde "hee tekirdağda orası dimi? sen şimdi üj bej de demeye başlarsın kikikikikiki" "nası şimdi siz böyle kadavra diye insanları mı kesiyosunuz" argümanlarına katlandı, branşın ne sorularına sabırla cevap verdi. mezun olduğu gün dedesinin "sen şimdi hastanede eğitim görmeye başladın mı" sorusuna pek bi anlam veremedi.


mezun olduğunda anladı ki üniversite hayatı çok güzeldi ve hiç sevmediği edirne aslında çok güzel bi şehirdi. o şehirden, yaşadığı herşeyden memnun olarak ayrıldı.( bi kaç istisna var tabi)

ve hikayenin kalanının çok güzel bir biçimde devam edeceğine yürekten inanmıştı.


"motorolayı dolandıran ilk türk olarak" tarihe geçen cem uzanın kasabasına atandı. görev süreci güzel geçiyordu. hastaların "içimde nası desem bi tirildeme doktor bey" "böyle sanki ayaklarımın içinden hava giriyo" semptomlarını duyduğunda bunun yerel dil olduğunu anladı. iyice alıştı. evde annesine "kapa şu camı içim tirildedi" dediğinde artık tebdil-i mekanın zamanı geldiğini anladı. yolu başka şehirlere düşecekti. evliya çelebi tribine girdi. ayaklarının altından nası desem böyle bi havalanma hissetti. gitmeye yakın hissetti kendini.


ders çalışmaya başlamıştı. 2010 ekiminin 16. gününde cerrahpaşa çocuk sağlığı hastalıklarında çalışmaya başladı. 2,5 ay boyunca annelerin " bişey yemiyo ki kakasını yapsın" " e bu çocuk ölsün mü, iştah açıcı bi şurup ne bileyim bişey yazıverin bari" "biz rejin hocanın hastasıyız aklınızı alırız" şeklindeki sözlü tacizlerine 2,5 ay dayanabildi. annesi tarafından "bu çocuk çok kilo kaybetti hiç iştaaa kalmadı " denilen çocuğun obezlik sınırını zorladığını görünce insanlara yaranamacağını, herkesin hayata farklı bi gözlükle baktığını, bu annelerin ise hepten bi manyak olduklarını anlamıştı.


Bu sefer de ağustosun 12 sinde EUTF de çocuk psikiyatrisinde çalışmaya başladı. Analar hep aynıydı. Ama anılar farklıydı ve İzmir çok güzeldi. Hiç anlamadı 2.5 sene nasıl geçti?

Über uns
  • Jellies (Lieblingsspiel)
Fotos
  • Futter ist leer