
Küçük bir dünyada açtım gözlerimi, baş ucumda bir kadın, durmadan öpüp koklayan da bir adam... Her yer bembeyaz, hastane odasındaymışım sonraları öğrendim. O beyazlığın içinde, ilk renkleri gördüm ya da belki başka renkler de görmüştüm de onu ilk bildim. Sonraları baba diye sesleneceğim adam beni sarıp sarmaladı bir bayrağa. Naftalin kokuyordu biraz ama beni ilgilendiren burnumun aldığı kokudan çok gözlerimin gördüğü renk oldu. Sarı, lacivertiyle beraber hayatımda doğdu.
Çok farklı olmadı büyüme evresi. Bir formam vardı emlak bankası, sarı lacivert trikolara erişemedim. Bir kahve vardı bizim ilçede maçları izlediğimiz. Bir dönem kuponla dekoder bile almıştı babam hatta, sigara dumanından uzak durayım diye. Sağolsun çok düşüncelidir, kahveyi aratmamaya başladı bizim salon. Biz gol yerdik o sigara yakardı, maç biter kaybederdik yeni paketi açardı. Fenerbahçe'nin ızdırabını çekiyorduk ailecek. Bu arada o kahve yandı mağlup olduğumuz bir gecenin ardından,sabahında kız kardeşim doğdu...
Bazen ölümden daha sıcak geliyordu bana bu sevda, düştüm sandım çoğu zaman bir bok çukuruna.Ufaklığı benden çok seveceklerinden adım gibi emindim, intikamımı bana sarılan bayrakla aldım. Sarıp sarmaladım iyice, büyüsün de o da çeksin dedim acısını. Yürümeye başladı, şampiyonluk konvoyunda o bayrağı sallıyordum.
Derken ilkokul bitti, şehre doğru yolculuk başladı. Yaşım büyüdükçe bir adım daha yaklaşıyordum kaçınılmaz sona, o zamanlar hissedemedim. Maçları ganyan bayiinde izledim önceleri, aynı hayatta yeni arkadaşlarla. Ara ara babam da gelirdi yanımda. Arkadaş demişken, bir tanesinin babası subaydı.Galatasaray'a bir tabur askerle beraber orduevinde koymuştuk sayesinde, söyleyeyim dedim.
Boyum uzamıyordu bir türlü, 6-0'ı boy farkından göremedim... Lise başladı, meyhanelere transfer olduk. Alkolik sanmayın sakın, ganyan bayii el değiştirince çözümü orada bulduk. Sürekli ayağa kalkan adamlar yoktu hem orada, ya da ayağa kalkacak hali yoktu pek çoğunun mühim değil. Hepsi Fenerbahçeli'ydi ya, bu fazlasıyla yeterdi. Arabayı satmıştı babam, elimde bayrak şampiyon olduk...
Üniversite hazırlıklarının ilk evresinde zamanı geldi dedi halamın küçük oğlu. Atladık otobüse bir arkadaşla, doğru İstanbul'a. Köprüyü geçtik önce, denizi geçtik sonra. Edebiyat kitaplarındaki yedi tepesi ilgilendirmiyordu beni ne yalan söyleyeyim. 100. yılımızda acı çekmemeyi yavaş yavaş öğreniyorduk işte, Randers maçıydı, şampiyonlar ligi ön elemesi.
Açık konuşayım sınav stresi falan yoktu, maçlar yeterince yetiyordu gerilmemize. Sene sonunda istikamet bir daha dönmemek üzere İstanbul olurken, Fenerbahçe şampiyon oldu. Bu arada bayrak da kardeşime ayrılık hediyesi oldu...
Fazla uzatmayayım bu günlere geldik işte, biraz eksik veya fazla çok da mühim değil. Yaşadığımız süreç malum, her gün başka kavga, her gün başka bir umut. Kız kardeşim aradı az önce, "abi, sevgililer günün kutlu olsun".. ardından ekledi, "Haftaya Sivas maçına biletleri hazır et, annemle beraber geliyoruz". O sarıp sarmaladığım bayrak geldi aklıma, bir de bugün fotoğrafta gördüğüm. Hangisi daha eski, hangisindeki naftalin kokusu daha keskin bilmiyorum ama yaşadıkça öğreniyorum işte.
Sanmayın ki Fenerbahçe yıkılacak. Genciyle, yaşlısıyla, çocuğuyla veya kadınıyla farketmez, gerekirse küllerinden doğacak. Ve nihayetinde milyonlar haykıracak tek ağızdan, "Böyledir Bizim Sevdamız". Duyan duysun, bilen bilsin !