
*
**
***
****
*****
******
****************
***************
**************
*************
************
***********
************
*************
**************
***************
****************
******
*****
****
***
**
*
Biliyorum ne umudum kesilmeli bu hayata karşı ne de boş vermeliyim… İnceldiği yerden kopan bu dünya zaten başlı başına bir dert iken, küçük şeylerden büyük sorunlar yaratmamalıyım. Her şeyi kafaya takmamalı, günlerce düşünmemeliyim. Filmlere ağlamak için gitmemeliyim… Hep slow müzik dinlememeli, şarkılarda derinlere damlamamalıyım. Sahile gidip saatlerce düşünce dalgaları arasında yürümemeliyim… Şemsiye varken yağmurda ıslanmamalıyım ağlaya ağlaya…
Evet, zordur alışkanlıklardan vazgeçmek fakat devam etmeliyim hayatıma alışkanlıklarımla, hırslarımla, zevklerimle… Her zaman olduğu gibi yine herkese değer vermeliyim. Dostlarıma, arkadaşlarıma, aileme… Biliyorum insan değer verdiğini kırmamalı ama hayat bu ya hatalarından ders aldığın müddetçe sorun yoktur. Onları önemsediğimi göstermeliyim. “ Her zaman hak edene hak ettiğini veririm.” desem de, hak etmeyene de iyisini hak etmiş gibi davranmalıyım. İnsan gibi muamele etmel, empati kurmalı, kusurlarını kimi zaman görmezden gelmeli, kimi zaman ağırlığını koymalı, gerekirse ağır konuşmalıyım. Hep bir şans daha vermeliyim ki son bir şans istemeye yüzüm olsun.
Ne fazlasıyla övünmeli, ne de kendimi ezdirmeliyim. Bilirim arkadaşların deyimiyle “ağzım iyi laf yapar”. Bunu kötü emeller için kullanmamalıyım. İnsanların boşluklarından yararlanmamalı, duygularıyla oynamamalıyım. Bunları yaptım veya yapmadım ama yapmamalıyım…
Yüksekten bakmamalıyım ne hayata ne başkalarına ne kendime… Bilmeliyim ki, yüksekten bakıldığında bir noktadan ibaretimdir. Bir nokta kadar değer ve boyutum varken, sıralarca üç nokta koymak ne haddime…
Bana değer verenleri hiçbir zaman görmemezlikten gelmemeliyim. Onlara ilgi göstermek veya onları sevmek zorunda değilim biliyorum. Ama bu onlara “soğuk” davranmamı gerektirmez.
Risk almasını bilmeliyim. Hayat çoğu zaman bunu gerektiriyor. Tercihlerimizin toplamı hayatımıza eşittir. Ve her tercih bir risk almadır. O sebepten risk almasını bilmeliyim. Ama tedbir almayı da unutmamalıyım.
Haddimden fazla hayal kurmamalıyım. Gerçekleşmeyince her nesne her varlık o hayalleri aklıma getirir. Ve daha çok üzülürüm. Hayaller hep hayal olarak kalır bilirim…
Geçmişi düşünürken bugünü kaybetmemeliyim. “Gelecek” denilen şeyin de geleceği kesin değil. O sebeple “an”ı yaşamaya bakmalıyım. Şimdiki zamanın keyfini çıkarmalıyım. Mevlana’nın dediği gibi, “Dünle beraber gitti düne ait ne varsa, bugün yeni bir şeyler söylemek gerek.”
Yaşamak için herhangi bir sebebim veya amacım olmalı. Çünkü bu hayat yaşamaya değer dediğim amaçlar bulunduğu sürece yaşanılır ve o süre zarfınca ayakta kalırım. Her daim hayatın zorluklarına karşı savunmada olmalıyım ama gerektiğinde taarruza da geçmeliyim. Ne zalimliğe varacak kadar saldırgan olmalıyım ne de yumuşak başlı olmalıyım. Tıpkı Mehmet Akif Üstadın dediği gibi; “Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum…”
Ve belki de en önemlisi; gidenin değil bırakmayanın ardından ağlamalıyım. Bir insana ağlıyorsam o değer verdiğim biridir. Giden kişi beni yalnız bırakan kişidir. Beni yalnızlık ile baş başa bırakan kişi değer verilecek kişi değildir. O sebepten yanımda olan, beni bırakmayan kişiye dökülmeli gözyaşlarım. Çünkü o bunu hak ediyordur. Bu bir sevgili de olabilir bir dostta… Fark etmez…
Her ne olursa olsun koy vermemeliyim. Yaşam her an derininden taksa da çelmesini, dimdik ayakta durmalı ve önüme bakmalıyım. Çünkü hayat her şeye rağmen yaşamaya değer..