
Dün "canım" olan yarın "düşmanım" olmaz benim...
SLOVAK'ların aşkı büyük olur...
Ya Tatralar yerle bir olacak,
Ya Tuna nehri taşacak,
Ya da dünya batacak...
KARDELEN sen...
Kardelen sen benden birşey istedin. Hatırlıyor musun? Güneşi istedin seni kurtarsın diye Kardelen
Sen kendin bana seslendin "bana ışığı sal" diye.
Ben ise aşağıya bakmazdım. Kuşlar vardı, rüzgar, temiz bulutlar...
Ama sen çok istedin Kardelen.
Seni kıramadım.
Baktım...
Gözyaşını gördüm, bükük duruyordun. Yalnızdın ve benden az da olsa, her canlının hakkı olan güneş ışığı istiyordun.
O anda ben de ağladım,
ben de büküktüm,
kırarak açtım dallarımı,
öldürdüm yapraklarımı,
sana güneş gelsin,
sen sıcaklığın güzelliğini göresin diye Kardelen.
Ama sen...
Sen güneşi tanıyamadın,
tanıyamadın çünkü onun altında daha hiç ısınmadın.
Bana sormadan "hani sözverdiğin güneşin?"
anlaştın karlarla
yağmalarını istedin.
Aramıza yağdı,
büyük dağlar getirdin
ve bükük başını öbür tarafta çevirdin.
Bilmiyordun ki
oradaki güneşin bir gelip bir gideceğini.
Bilmiyordun
benim sana dallarım kırarak verdiğim ısının
hiç bitmeyeceğini.
Gelip geçici ağaçların sallayışına göre,
gelen ışıklarla yetiniyorsun...
ve hala boynun bükük,
yapa yalnız duruyorsun.
Bir gün anlayacaksın ışığının değerini,
onun anlamını belki Kardelen.
Ve ben şimdi duruyorum kırık dallarla,
çiçeksiz,
solmuş yapraklarla.
Beni bir kardelen çağırdığında
bakmıyorum aşağıya.
Biliyorum Şubat'ın, kardelen zamanının geldiğini.
Ama hiç unutmuyorum
bir KARDELEN için hayatımı verdiğimi.
Onu ne kadar sevdiğimi...