
Tutsaklığın, insan kalbine yerleştiğine inananlar yanılırlar. Vücut, bir efendinin emri altına girebilir, hatta onun malı olabilir, ama dimağlar özgürdür. O, hiçbir kayıt ve şart taşımaz, içinde tutuklandığı duvarlar bile onu kapatamaz.
Böyle değildin sen kalbim Manolya gülüşlerden mavi tonlar devşirir içirirdin bana Saz benizli Bal bakışlı acılardan ümit gülleri derer Sunardın gamlı ruhuma Geçirirdin beni daracık geçitlerden Söz tükenirse bakardın Bakışın biterse susardın Susuşun susarsa... gülerdin Her yangından sonra küllerimden doğururdun beni yeniden Bütün hain tuzaklara inat yüzüme bakardın Muştulardın yüzümü yeryüzüne Böyle değildin sen kalbim Az vakitte çok beslenir Çok vakitte gönül sarayları yapardın Aşkımın koynuna umutlar koyardın Bal mumumdan şehirler kurardın Dilinde şiirlerim şakırdı senin Suzi dilara makamında şarkılar söylerdin tenhalarda bana Nasılsın, söyle Nefesleri Leyli kokan aşığım Gözlerinden Yusuf akan Yakub'um Yarasından yar damlayan mecnunum Çengicilerin eline mi düştün Süreyyadan ışığın mı kesildi Ağızsız, dilsiz bir zalim taş mı düştü bahtına Türküsü sustu mu göklerde pervaz vuran güvercinlerinin Bir ateş, bir kılıç, bir taş Bir de viran mı düştü payıma yoksa senden... Kalk ayağa Sidre aşkına tahiyyat aşkına Yarasından yar damlayan yüreğim Kalk ayağa... kalk...........