
Karanlık orduların karanlık askerleri teker teker girdiler dört duvar içeri. Ben sustum. Onlar tepeme bindiler Karanlığın içinde aydınlık aradım. Orduları dağıttım çarçabuk. Bir müzik çalıyor slow. Ellerim soğuk. Karanlıkla oynayan renkleri izliyorum içime büzülüp. Büzülmüşüm Kendimle. Ayaklarımı karnıma çekmişim. Üşengeç ve halsiz bedenim, yorgun ruhuma eşlik etmeyi bırakmış, ikisi de sessiz kendi köşelerinde sessizliği daha da derinleştiriyorlar. Kendimle konuşuyorum. Etrafımla konuşuyorum ağzımı bıçak açmıyor. Karanlığa alışmış gözlerim. Odanın içindeki nesneleri gördükçe Daha da derine inmek daha da sessiz olmak, daha fazla kaybolmak istiyorum. Gözlerimi kapatıyorum. O halde bile karanlığa alışıyorum. Yeni bir hayat istiyorum. Ya karanlığın içinde kaybolmuş, yeniden bir doğuş. Ya da bıraksınlar beni o karanlığa yeniden aydınlığa çevirebileyim.
Uyuya kalıyorum. Bedenim de üşümüş, iyice soğumuş. Sen kimsin diyorum. Bana gerçek sessizlik diyor. İkilemde kalıyorum. Yaşadıklarımı görmeye çalışıyorum. Gözlerimi kısıyor derine dalıyorum. “Sen değil miydin karanlığı seçen” diyor bana sessizlikten gelen korku. Bedenim ürperiyor. Parmak uçlarım buz kesmiş. Hareketsizleşiyorum git gide. Bedenim derin bir sakinlik içinde. Susuyorum… ben sustukça o daha çok bağırıyor. Vursana yüzüme diye çığlık çığlığa bağırmak istercesine daha fazla bağırmak istiyorum. Yüzüme vurmalı bütün hayatımı. Ağzım kitleniyor. Konuşamıyorum. Kabuslar içinde terler döküyorum. Hepsini şu anda yaşıyorum. Kontrol etmeye çalışıyorum. Beceriksizin tekiymişim… beceremedikçe uykulardan uyanıyorum kan ter dökülmüş yastığıma. Cama çığlık çığlığa çarpıyor damlalar. Yüzüm gözüm aynı çığlıklardan sırılsıklam. Ürkekliğin kokusu sinmiş. Daha fazla o yatakta kalmak istemiyorum. Bir mont bir bere, sokakların soğukluğuna karışıyorum. Titriyor bedenim. Sessizlik peşimde, ürkeklik damarlarımda akıyor. Havanın soğukluğu değil içimi kaplayan yalnızlığın soğukluğu üşütüyor bedenimi. Yere düşen yağmur damlaları parçalanıyor ayaklarımın ucunda… Başımı gökyüzüne çeviriyorum. Sokak lambası yere düşenleri gösteriyor bir bir. Hepsi ben olmuşum çarpıyorum yere bir arabanın tepesine, bir çamurun içine bir tekerin altına... tekrar tekrar ölüyorum bir ben kalmışım sanki yalnız şu koca dünyada. Adımlarım daha hızlı gidiyor. Ben olduğum yerdeyim. Olduğum yerde yapayalnız. Bir ben kalmışım kışın sokaklarında. Pencerelerden sıcak ev ışığı yayılıyor dışarı. Bir delik bulsam gireceğim içeri bir daha çıkmamak üzere… Bir ses beni takip ediyor biliyorum. Bir nefes tam ensemde beni takip ediyor. Tüylerimi ürperten bir varlık beni biliyor. Ben de onu. Kaçmıyorum. Varlığından haberdar ne zaman gelip beni diye yaşıyorum hayatı. Adımlarım ölümün ensemdeki varlığından kaçamıyor. Bir sokak köşesinde yakalanacağım. Ya da bir kuytu köşede… ya da kalbimi tutup elleriyle sımsıkı tutacak atmasın diye. Kalbimi sıkıştıran bu varlıktan kaçmak dahi istemiyorum. Ben adımlarımı yavaşlattıkça kalbimdeki ağrı diniyor. Daha demin bir kalp hayal ettim. Parmakların arasında atmaya çalışan, bileklerden akan kana aldırmayıp hala o kalbi sıkmaya çalışana inat çalışıyor kalbim. Derin bir soluk alıyorum. Odluğum yerde bir-iki saniye durup kendimi dinliyorum. Gözlerimi bile kapatmıyorum. Çünkü her gözlerimi kapattığımda biliyorum ki yakalanacağım. Gözlerimi çatlarcasına açıyorum. İmdat diye bağırasım geliyor. Sessizce devam ediyorum yolumda…
Bir ben var bildiğim… Ne de bir ben var hiç olamadığım! Olmak isteyip de başaramadığım…
Hiçbir şeyi riske atmamak,
aslında herşeyi riske atmaktır.