
İlk dansını ölümle yapmış bütün kadınlar uzun bir uyku çekiyor şimdi. Havanın dahi acı çektiğine şahitlik etmiş adamlar terminallerde ağlamamak için sigara yakıyor. ve sen hayatında hiçbir acıyı tatmadan gitmeyi seçiyorsun. Geride bıraktıkların hep düşman. Bu şehir, bir kadın, üç odalı herhangi bir ev içini bulandırıyor. Oysa her bulantı çocukluğa dair bir anıdır sen bunu anlayamazsın. Zamanı ayaklarının altında ezmekle öldüremezsin. Öldürmek için yaşaman gerek ve asla gitmemen. Bazen bitti dediğin yerde bitmiyor kabuslar. Başlayacağını sandığın güzel rüyalar şimdi başının üzerinde kırmızı bir bulutta uçuyor. Sonra ansızın ellerinde beliren kan izlerine bakıyorsun. Zamanı hedef alıp bir kadını öldüren eller senin mi? Mutluluk diye yuttuğum her kapsül gözlerini görmeden eriyip gider mi? Kaç kez vurabilirsin aynı kanadından bir kuşu, bir mezara kaç ölü sığdırıp gidebilirsin yine? Bekle. Gidişine eş değer bir dönüş değil bu yaptığın. Unutturmuyor artık hiçbir ev sokakların yalnızlara duvar olduğunu. Beni dinle! Kanı durdurdun diye acı buharlaşıp uçmuyor. Kabuklar yeterince sert olmuyor zamana bırakınca. Senin ülkende insanlar ölülerden özür diliyor. Ben eve geldiğimde ayak izlerine basmadan yürümeye çalışıyorum. Sevemedim anlasana. Mahçup bakışlarını sevemedim. İlk kez gitmek istiyorum. Yeniden başlamak, yalnız yürümek senden uzak sokakları. Aynada tırnaklarıyla kendini yaralayan kadını beğenmedim. ve şimdi izninle, mutsuzluğuma yeni bir elbise dikmek istiyorum.
Hoşçakal
"Nerede olursanız olun, bir başlangıcın eşiğinde olduğunuzu sakın unutmayın! Utançlarınızla ya da onurunuzla yarına dirençli bir gülümseme gönderin, durum ne olursa olsun. Başınızdaki örtünüzle, şapkanızla, peruğunuzla, duanızla, kırılmışlığınızla hayata asi bir gülümseme savurun. Unutulmuşluğunuzun, kovulmuşluğunuzun, terk edilmişliğinizin acısı ne kadar büyükse, o kadar asi adımlarla yürüyün bu sokakları."
Nurseda GÜNEŞ.