
“geçen otuz iki yıla..”
otuz iki yaşımı yaşadım.. otuz üçü’me girdim. bu otuz iki yaşımı ilk yaşayışımdı.. otuz iki yaşımı daha önce hiç yaşamadığım için otuz iki yaşımı, otuz iki yaşıma yakışır şekilde mi yaşadım, yoksa yirmi yedi yaşım gibi mi yaşadım bilemiyorum... fakat, ama,lakin, ancak kesin olan bir şey var ki o da takvim ve parmak hesabına göre otuz iki yaşımı yaşadım.
orta yaş bunalımına girdim.. ortada kuyu vardı, yandan geçtim.. orson welles, yurttaş kane filmini yirmi beş yaşında çekmiş.. “orson welles o filmi yirmi beş yaşında nasıl çeker lan oğlum bunalımı”na girdim. garson welles bol bira getirdi... ben de bol içtim.
iyi, kötü, güzel, çirkin, kirli, çürük ve asil, aptal, zeki, yumuşak ve olduğu gibi olan hem cins(bayan, kadın, hanım, hanım hanımmcık) ve karşı cinsgillerden türlü dostluklar ve hayat, mekan arkadaşlıkları edindim.. bir ara.. bağışıklık kazandım, gururumu kaybettim.. alkışı duydum, ihaneti gördüm.. sesimde oldu, sessizliğim de.. seviştiğim de oldu benim, sen de başını alıp gitme ne olur.. ne olur tut ellerimden de oldum.
çağından sınırlı sorumlu, serumlu, sorunlu bir insan olarak memleket ve dünya meselelerini acayip ipledim. ırgalandım da duruldum.. koştum ardımdan yoruldum.. akil baliğ olmuş her ülke otuz iki yaşındaki insanı gibi “memleketi kurtarma planları yaptım.” günde beş öğün aç karnına “ne olacak memleketin hali” dedim.. şubat ayı’nın öbür aylara nazaran daha az çekmesi sonucu şubat ayında memleketi fazla düşünemedim, özür dilerim.
hayat, dünya, geçmiş, gelecek, petek dokulu kanatlı orkid ve kıta sahanlığı üzerine ciddi ciddi kafa yordum.. berber veya taksi şoförü olmadığım için akıl ve fikirleri mi kendi kendimle paylaştım.. giderek kendimi damla damla biriktirerek, kötü günler için sakladım.. fakat saman biri olmadığım için henüz zamanım gelmedi.
bir yıl dört mevsim, dört mevsim on iki ay, on iki ay elli iki hafta, elli iki hafta üç yüz altmış beş güne, üç yüz altmış beş gün sekiz bin yedi yüz altmış saate tekabül ediyor. üşenmedim otuz iki yaşım içindeki bir anımda bunu hesap ettim. elime ne geçti.. hiç.. "insan ömrü sayılara vuruldu mu çok umutsuz olunuyor.. en iyisi sözcükler” diye düşündüm.. “insan ömrü ne uzun ne kısa.. orta boy ömür yoğurdu ayarında” gibi düşündüm... üzüldüm ayran oldum.
günde ortalama sekiz saatten, bir otuz iki yaş içinde tam iki bin dokuz yüz yirmi saat uyudum.. günde yine ortalama sekiz saatten, bir otuz iki yaş içinde tam iki bin dokuz yüz yirmi saat (affedersiniz) eşşek gibi çalıştım, sinirlendim, kızdım, seviştim, okudum, yazdım, çizdim ve yalan dünya senden bezdim.
şimdi otuz üç yaşıma girmiş bulunuyorum.. çoğu şey otuz iki yaşımdakinin aynısı.. yaşamaya izmir yöresinden katılıyorum.. daha nice böyle biyolojik kertlerimi yaşamak istiyorum.. yaşamacı arkadaşlara başağrılar diliyorum... iyi yaşayan kazansın, sonunda iyi ölümler anasını satayım diyorum.. amaç centilmence ve medenice yaşamaktı.. ödül ölümdür.. yani tıss.. güzeldim.. güzeldik.. güzeliz.. güzeliz..