
BU ŞEHİRRR
Susmak bu şehrin kartvizitindeki adıdır. Bu şehrin betimlemesindeki ilk analizi suskun olmasıdır. İhtiyar bir dede gibi sır doludur; sır dolu bir ketumdur. Konuşmaz bu şehir. Her zaman böyle sıkkın, evde kalmış kız kurusu kadar da bıkkın. İnatçı bir keçi kadar huysuz, dediğim dediktir bu uyuz.
Bu şehrin ışıkları karanlıktır, aydınlatmaz yolları. Bu yüzden loştur tüm sokakları. Yolunu kaybedersin bu küçücük şehirde, ama saklansan da asla kaybolamazsın. Varlığını yokluğundan ayıran hiçbir şey bulamazsın bu şehrin gazetelerinin köşe yazılarında, sonra bir bakmışsın bu şehirden daha yalnızsın.
Bu şehrin etrafında görünmez teller vardır; hapseder seni içine, özgürlüğün ise parçalanıp sıkışıp kalmıştır beton yığınlarının arasına. Bir adanın ortasındaki hapishanede olsan, kanadı kırık bir güvercinin yanına düşeceğini hayal edebilirdin ama burada hayal etmeyi hayal edersin ancak
Yalnızlık ve düş kırıklığı en vefalı misafirlerindir bu şehirde. Davetsiz ama vefalı misafirlerin yatıya gelirler. Gelirler ve asla gitmezler. Kapıdan kovsan bacadan girerler. O kadar zaman geçer ki farkına varamadan onlar ev sahibi sen konuk olmuşsun. Bir bardak su istersin susuzluğuna, bir bardak suya tamah ederken sel sularında boğulup gidersin. Sel sularının seni götürdüğü deniz gözyaşların kadar tuzludur, sahilleri gözyaşındaki keder kadar kumludur. Belki de bu yüzden adı Karadeniz’dir.
Bu şehirde yağmurdan sonra çıkan gökkuşağı renk fukarasıdır. Gökyüzü de sokak araları da gri-siyahtır. Burada toprak kokusu, aşk kokusuna karışır. İşte bu yüzdendir her aşığın toprağa olan hasreti. İşte bu yüzden burada aşk demek, ölüm demektir.
Oysa ben sadece yürürdüm çelimsiz umudumla. Küçük olmasam koşardım da insan denen varlığa. Üzerimde komşunun kızından ödünç aldığım kırmızı bir elbise içinde bir avuç ilgi için kapı kapı dolanışım; bu şehrin çocuklarını sahipsiz bırakışındandı.
Cevapsız sorularla randevum var. Şimdi onlarla buluşma vakti. Ben mi köhne bir köşede ağlamaktan yorgun, yoksa bu şehir mi kendi sahillerine vurgun? Ben mi aşsızlıktan böyle durgun, yoksa bu şehir mi duyamadığından böyle suskun?
Bu şehir “elveda” kelimesinin “-veda” kısmıdır. Burada “el-“ havada asılı kalır.ELİF SILA ZENGİN