
Dışarısı soğuk ayaz var sanki dinmeyecek...Kar taneleri ürkek...Tıpkı avcısının yaklaştığını hisseden av misali...Gökyüzü kapkaranlık...Tanrı yeni resimler peşinde...Odam sessiz...Odam sensiz...Ve ben...Bense..........Yine yazıyorum işte...Anlayabildiğim ve anlatabildiğim kadarıyla....yazıyorum...Dün akşam anlattıkların geldi aklıma...Önce ayrılışımızı anlattın...Sonra birlikteliğimizi...Sevgimizi...Dedim ya...Tanrı öyle istedi...belkide bizi denedi...Aklıma bir hikaye geldi...Anlatayım dinle...İşte hikaye...Birazdan doğayı kaplayacak siyah renkten dolayı...kendini affettirmek isteyen Tanrı...gökyüzünü parlak renklere boyar...Bu saatte kullanacağı renkleri,sabahtan biriktirmeye başlar...Sarıyı çiçeklerden...Kırmızıyı orman meyvelerinden...Yeşili yapraklardan alır...Siyah ve beyazı ise insanlardan elde eder...Ve...Sahip oldukları kişiliklere göre,onların içlerini kederle yada saflıkla doldurur...Öğleden sonra;Karışımını hazırlamaya başlar...Güneş artık yorulmaya başladığındaa Tanrı;işe koyulur...Gökyüzünü;önce safran rengine boyar...sonra...keyfine göre...Alev kırmızısı...Pembe...Mercan yeşili...ve...Turuncu renklerini ilave eder...Fırçasını yumuşatmak için göle batırır...Böylece pırıltılı renklere bürünen göl,ebrulanır...Bazen tuvalinin dışına taşar ve o zaman...Dağlar,toprak,doğa kızıl bir renge bürünür...Bu yüzden güneşin batışı,herzaman farklı bir görünüm sunar...Tanrı...her akşam bir tablo yaratır ve...yaptığını bir türlü beğenmediği için,onu siyaha boyar...Ertesi gün yeniden başlar...İşte bizim hikayemizde yeniden böyle başladı belkide...Tanrının rızasıyla...Onun yüce istegiyle...