
Seni hala beklediğimi düşündüğün anlardan birinde mesela.. Seni hala istediğimi bildiğinden emin bi’ şekilde başkalarına gittiğin günlerden biri de olabilir.
Sahi, sana neden başkalarına gittiğini ya da nasıl gidebildiğini sormadım hiç. Çok acaip.. Neden sormama izin vermedin? Verebilecek net bir cevabın olmadığını biliyorum, tıpkı eğer ‘benim’ hissetseydin bi’ başkasına dokunmayı istemeyeceğini bildiğim gibi.. Boşver, sen en iyisini yapmışsın demem şimdi sadece benim içimi rahatlatır. Kıskanamam bile.. Sonuçta sen.. Ben.. Yok öyle bir şey.
Hadi, tüm bunları geçelim..
Hiç korkmuyor musun, elini tutacağımdan emin bir şekilde bana uzandığında bomboş geri dönmekten? Beni eskisi gibi bulamamaktan.. Her an olabilir bu.. Sen çoktan kendi yoluna gitmişsin mesela, ama hayat bu ya. Aklına beni getirmiş bi’ vakit. Koşa koşa gittiğin o yollardan dönmek istediğinde, beni yolun öbür ucunda göremezsen ya?
Yoksa o kadar mı eminsin dönmeyeceğinden? Cevaplarından korkmuyorum oysa, yoksa sana bin kere sorardım bu soruları. İşin kötü tarafı ne biliyor musun? Sana bu soruları sorabilecek duruma gelmiş olmamız..
Peki sahiden, hiç korkmuyor musun yok oluvermemden hiç olmamışım gibi? Keşke azıcık korksan.. Benden değil, yokluğumdan.. Yoksa sana o kadar güzel kahvaltıları kim hazırlayabilir ki uykusundan uyanıp ya da kim sevmeyi ister küçücük elleriyle yüzünü?
Yalnız kalmazsın biliyorum, ama ya yanındaki ben olmazsam?