
Bindiğim otobüsler geliyor aklıma. Bir şehirden, başka bir şehre vardığımda kurduğum ilk cümleleri hatırlıyorum.
Gitmeye meyilli değil, gitmeye bağımlıyım.
Bana müsaade edilmesinden hoşlanmıyorum..
Vedalaşmaktan filan.
Bir otobüse biniyorsunuz, kendinizi belki de sarhoş bir adama teslim ediyorsunuz, bir koltuk gösteriyor muhtemelen mavi gömlekli bir çocuk size.
Yüzüne bile bakmıyorsunuz.
Yanınıza hiç tanımadığınız bir insan oturuyor, ilerleyen saatlerde oturmak eyleminin evrim geçirdiğine şahit oluyorsunuz.
Hemen karşınızda o küçük ekranda toplumca sevilen bir film gösteriliyor, oralı olmuyorsunuz. Kulaklıklarınızı takıp en sevdiğiniz şarkıları dinliyor ve muhakkak cam kenarında oturuyorsunuz. Camı nefesinizle buharlaştırıp bir harf yazıp, kızıp, avucunuzla sertçe siliyorsunuz.
Karanlığa karışıyorsunuz. Şoförün uyuya kalma ihtimalini düşünüyorsunuz.
İlk molada işiyorsunuz.
Saate bakıyor ve kaç saat sonra gitmek istediğiniz yere varacağınızı hesaplıyorsunuz.
Bir bebek ağladığında bence hepiniz müthiş rahatsız oluyorsunuz. Yine de içinizden pek çocuk sever iki yüzlü bir orospu çocuğu çıkıp bebeğe şirinlik yapmaya çalışıyor.
Zaman zaman ayaklarınız uyuşuyor.
Tüm bunlar olabildiğince bütün. Ve tüm bunlar beni rahatsız ediyor.
Konu bütünlüğünden hoşlanıyorum.
Ama hayatım boyunca hiçbir konu bütün değildi.
Düşündüklerim hep ayrı yapbozların parçalarıydı. Ben fil hortumunun bulunduğu bir parçaya, insan organıymış gibi davranıyordum.
İki ayrı parçadan bir bütün yapmaya çalışıyor. Beceremiyordum..
Konu bütünlüğü olan bir hayata sahip olsaydım, konunun ne olduğunun hiç önemi olmazdı.
Katil doğmuş, adam öldürmüş, hapise girmiş, gardiyan dayağı yemiş, ölmüş olmak benim için normal sayılmasa bile bütün sayılırdı.
Öyle olmadı.
Gitmekle başlayan bir yazıya, özlemekle devam edebilirdim.
Hala edebilirim.
Ama etmeyeceğim.
Bunun da bir bütün olduğu görüşündeyim.
Parçalanmış parmaklarla "bütün" yazabiliyor olmak canımı acıtıyor.
Üstelik parmaklarımın parçalanmış olduğundan benim bile haberim yok.
"Bütün" yazmak istemedikçe, elimdeki çay bardağını daha fazla sıkmış olmam bütün bir şey.
Sinirleniyor ve elimdeki bardağı parçalıyor olmamdaki bütünlük bile beni çıldırtabilir.
Çıldırmış olabilirim.
Parçalanmış olmaktan kötü olamaz.
Gitmek diyordum.
Bazen bir parçanı kaybetmek, bazen bir parça daha bulmaya çalışmaktır.
Kimse tam ya da bütün değildir.
Herkes gider.
Ruh gövdeyi terk ettiğinde öğrendim bunu.. ALİ TATLI