
Önümdeki tabak ne kadar dolu olursa olsun, bayram masasında ya da rakı sofrasında sınırsız çeşit gidip gelsin, küçük posiyonlarda, yavaştan yerim ben yemeğimi, tadına vara vara. Aman kaçacak, önden stoklayayım endişem olmaz. İçkiyi de öyle bak. Yudumuyla içerim. Şat diye tutuşmuşsa elime, üçüncüden sonra bir dur çekerim. Hafiften kafada dönme, bedende istemsiz tökezleme hareketleri başlamışsa, karaciğeri doldurduğu kadarıyla yetinirim.Beynimdeki kimyasallarla alakalı olduğuna inanmak istediğim ama yeterince hızlı olmazsam hayatı kovalamak zorunda kalacağım patalojisinden gelen bu endişe halim, en büyük derdim. Sabah uyanıp, iki ay sonrası için kurguladığım bir Perşembe gününü, bugünden yaşayamadığım için karalara bağlamış olmamın fiziksel bir açıklaması olmadığından saat 1:55 itibariyle eminim. X ve Y değerlerini algıladığım şu denklemi çözsem, adam olacağım, orası kesin.