
BE gibi, sırrımı noktaya sakladım…
(Kulağa üflenen bir sır gibi esrârın tam ucundayım. Âlemin sırrını kalbinde saklayan Kurân’a, Kurân’ın kalbi Fatiha’ya, Fâtiha’nın kalbi besmeleye, besmelenin kalbi Be’ye ve Be’nin altındaki kara mürekkebe sevdâlıyım…Bir aşk Elifbâsı çarpar sol yanımda...)
SE gibi, bütünü arzularken ben payıma düşen üç noktayla uslandım…
(Bütündü, tek parçaydı hep bu dünyada gördüğüm. Vahdet muhabbetle örülerek damla damla aktı rahlenin ortasına… Ayn, Şın ve Kaf’ı temsilen üç nokta yayıldı kitabın tam ortasına… Yandım…)
FE gibi, ka’de-i ûlâda kaldım, son kez secdeye varamadım ...
(Aşkın önünde diz çöktüm, ayak burktum, boyun büktüm. Başım kalbime yakın, arınmaya ve cilâlanmaya muhtaç kalbime… Yolları aşıp Sana geliyorum. Yüzüm yok secdenin nur yüzüne, biliyorum. Ellerim bir tesbih tanesinde kilitli.. Bedenim huzurunda ve ruhum ipinden kopmuş bir tesbih tânesi gibi… Yollarımı aç… Fe’lerim Vav gibi huzura muhtaç….)
VAV gibi, iki büklüm hâlimle bir cenine konsam, bir secdeye varsaydım…
(Vav gibi iki büklüm kaldım belâlı bir dünya yalanında… Yalanlardan, dolanlardan, koynuma dolanan yılanlardan sonra bir Vav huzuru hayâl ettim kendi dünyamda… Anne karnına düşen ceninden kopup, secdeye varan elimde koşup… Bir Vav gibi kendime dolansaydım…)