
1982'de Hopa'da kuyruklu bir yıldızdan koparak düştüm. Yaşamla ölüm arasında gezindim hep ama yaşamı ilk algıladığım an, ölümü ilk keşfettiğim andı.
O günden beri yaşamın sunulan ve görülenden ibaret olmadığına inandım. Daha fazlasını, her zaman, görünenin ardına yaptığım gizemli yolculuklarda aradım. Kelimeler " ötekilere " yumuşak dokunuşlar yapmamı sağladı. Beni daha derin düşünmeye ve görünenden ötesine geçmeye sevk eden en dipsiz korkularıma yoğunlaştım; onlardan korkmak yerine yeni boyutlara geçişin heyecanını hissettim ve korkunun gücü kayboldu. Hayatın karanlık tarafıyla ilgilendim hep, kötü olanla, gece zamanıyla, ölümle. Gizemlerle yüzleşmenin, daha derine inmenin zarif yollarında yürüdüm. Lise ve üniversitede bir sürü defter tutuyordum ama okulu bıraktığımda aptalca birşey yaparak hepsini attım. Şimdi attığım o iki, üç defterden daha fazla isteyebileceğim bir şey yok.
Geceler boyu o defterlere ne yazdığımı hatırlayabilmek için hipnotize edilmeyi ya da kafamı tamamen dumanlamayı düşünüyorum. Kelimelerle oynamaya bayılıyorum,onlara hayranım, benim gibi bilinenle bilinmeyen arasında gezinir, pek çok anlama gelebilir,insanların kendi durumuna uyarlanabilir. İşte bu yüzden seviyorum kelimelerle oynamayı. Bir soykırımdan kurtarılabilecek şeyler kelimelerle oynayıpta yazdığın şiirler ve şarkılardır.