
BENCE ; Bir bilmiyorsa ne istediğini hem seni ziyan eder hem kendini...!Dibini görmediğin suya dalmadığın gibi emin olmadığın Sevgiye teslim etme kendini...! Günümüz dizilerindeki pervasızlığa döndük birde. Tam o sırada içeriden gelen haykırış sesleri ilişti kulağıma. Yine bir dizi, yine acı, yine dram ve yine mutsuzluk.Sevgi yerine entrika, masumiyet yerine kurnazca planlar ve normal hayatta melek sayılacak kadar abesle iştigal iyi huylular. Telefonu kapatınca düşündüm uzun, uzun.Neden her şey bu kadar uç yaşanıyordu günümüzde? Neden doğal ve naturel bir dizi bile sunamıyordu ekranlar bize?
Çünkü hayatın olumsuzluklarına odaklanmışız gün geçtikçe.
Hani hep söylerim ya “çok isterdim gününü iple çekerek beklediğim olsun diye”; işte bunu en son “İkinci Bahar”da yaşamıştım.Şener Şen’in Türkan Şoray’a sevgi dolu, hayran bakışı. Türkan Şoray’ın tamamen doğal ve evimizden biriymiş gibi ekran da dolanmasını.“Doğallığı özledik biz” dedim sonra.Sevgi için emek harcamayı!! Sevmeyi koşullara bağlamadan, çıkar gözetmeden hissedebilmeyi!! Ve hissettirmeyi tabii!!Değiştirmeden kabul edebilmeyi. Olduğu gibi sevmeyi!Birinin hayatımızı değiştirmesini beklemeden istediğimiz huzuru, mutluluğu kendimiz sağlayabilmeyi. Paylaşmanın “ben” demekten daha fazla haz verdiğini, yani paylaşabilmeyi! Sonra güvenebilmeyi özledik!! Yarı yolda kalmadan, hırpalanmadan, kırılmadan, incinmeden omuz omuza verebilmeyi!!Ve hatta kendimize bile itiraf edemediğimiz baskıladığımız gerçeklere ulaşabilmeyi! Sonra dedim ki; herkes kendi hayatının dizisini yazabilmeli! Ve bir sonraki bölümü merakla heyecanla beklerken cam ekran karşısında görmek isteyip göremediği mutluluğu kendi hayatının baş rolünde izlemeli. Böyle işte… Ne yapmalı, ne etmeli sürekli bir soru serüveni.sorularının cevabını kendi içinde bulabilmeli. Belki de her şeyin başı; ne istediğini bilmeli!