Mustafa
Mustafa, 52

Neden konuşmuyorsun diyorlar bana,

Sessizliğimin gevezeliğinden

zaman kalmıyor ki

konuşmaya...

Kalbimle anlaşma yapmış sanki

bütün susmalar, Sussam; kalbim kanıyor,

Konuşsam; kelimelerim

yakıyor!..

...

Şimdi yüreğim, mevsimlerden

"Gözyaşı İklimini" yaşıyor, Son zamanlarda sağanak var yüreğimde,

Geziyorum altında her

damlasını içime işleyerek,

Lâl oldu dilim dünyaya.

Konuşsam; yağmur yağıyor, sussam , harf harf göl oluyor yüreğim...

Anladım ki, "Sana Su/suyor

Ömrüm...!!!







Çoğumuz, babamız henüz hayattayken onun yüzüne bir kere bile

dikkatle bakmayız. Baba, “baba” demeye başladığımız günden

itibaren sürekli karşımızda duran bir alışkanlıktır. Yıllarca

babamızdan değil, bir alışkanlıktan bahsederiz: Annemize,

“babam bugün niçin gecikti?” diye sorarız; kardeşimize, “babam

yine su istiyor,” der ve dertleniriz; bazen de “babama hangi yalanı uydursam,” diye planlar kurarız kafamızda. Baba, her seferinde,

bize biraz uzak, biraz yabancı birisidir. Her gün elbiselerini

giydirip sokaklara saldığımız o “biraz” yabancının, zamanın

karşısında nasıl da eriyip gittiğini fark etmeyiz bile. Oysa ilkin ve

hep onun elbiseleri yaşlanır, ilkin ve hep onun saçları ağarır, ilkin

ve hep o öksürür. Bir alışkanlığın perde gerisinden baktığımız o yüzde zaman, çizgilerden, girintilerden ve çıkıntılardan yeni bir

yüz yapar; bunu da fark etmeyiz. İçimizden az buçuk dikkat

kesilenler bilirler ki, baba, gözaltlarındaki torbalarda yorgunluk

biriktiren kederli göçmenidir evimizin. Bir an gelir, gözaltlarındaki

torbaların bağcığını gözlerinin feriyle bağlayamaz olur artık. O iki

bağcık da, hiç ummadığımız bir vakitte, hiç ummadığımız bir yerde çözülüverir. Çözülüverir ve babamız, bizden sakladığı bütün

yorgunluklarını orta yerde bırakıp, kederli yüzünü terk eder.

Biliyor musunuz? Babamız bir gün gerçekten ölür!

عن التطبيق
  • الجيلي (المباراة المفضلة)
صور
  • ما فيه منشورات