
BABA…GİTME!...:(
Bu mevsimler, hepten yalancı, baba
Sonra hep kar yağıyor, sonra hep kızıl-kıyamet..
Senin saçlarına kar yağmaz mı hiç,
... Senin bıyıkların donmaz mı tipilerde..
Sen üşümez misin baba,
Sen üşürsen ben ağlamaz mıyım?..
Ayaklarına kapanayım, bu karda-kışta yolu tutma..
Baba…Ne olur gitme..
Baba, bak, vallahi masallarım kahramansız kalıyor
Zambaklarım soluyor,
Zümrüt kanatlı kuşlarım ölüyor..
Baba, ben bu saklambaç oyununu hiç sevmiyorum..
Sağım-solum sobe…
Nereye saklanıyorsun böyle,
Seni hiçbir yerde bulamıyorum baba..
Kurbanın olayım, bana bu oyunu oynatma
Baba…Ne olur gitme!...
Neden en çok sen gidiyorsun,
Neden en çok ben seni özlüyorum..
Baba, görmüyor musun, bulutlar çok karanlık
Ceketin ıslanır, ayakkabın su çeker
Ve sen de beni özlersin sırılsıklam
Baba, vakit akşam, gel inat etme
Baba…Ne olur gitme….
Baba, sen gidiyorken ben hiçbirşeyi anlamıyorum
Göklerden çağrılmak ne demek,
Yeni bir dünyaya doğrulmak da ne…
Baba, bulutlara binmek ne?
Gökkuşağının altından eğilip geçmek…
Kanatlı atlar… ne demek baba?
Dizlerine kapanayım, beni itme...
Baba…Ne olur gitme!....
Baba, senin aldığın bu pantolonum bir gün yırtılır,
Bu ceketin rengi solar,
Bu ayakkabı delinir, biliyorum...
Sonrası ne olur baba?...
Bir daha gözlerim hiçbir zaman böyle bakmaz
Hiçbir zaman büyüyemem ben sensiz
Baba, bu film başlamadan bitmiştir, bunu unutma...
Baba…Ne olur gitme!....
Baba…Beni unutma…:(
hayatı yaşamasını biliyorsan mutlu olursun ama bilmiyorsan her zaman ezilmeye mahkumsun....
<3
<3
<3
<3
<3
<3
Kimler sildi aklımızdan saflığı? Biz bu kadar kirlenmiş çocuklar değildik? Zaten ne ara büyüdüğümüzü bile anlayamamıştık, sevdayı siyaha boyamayı ne zaman öğrendik? Düşlerimiz yok muydu? Yan komşunun oğluna gönlümüz kaydığında, saatler boyu yol gözlediğimizde, taşıdığımız aynı kalp değil miydi? İlk öpüştüğünüz günü düşünün. Ellerinizin nasıl terlediğini, yüzünüzün kızardığını, koşarak eve kaçtığınızı hatırlamıyor musunuz?
Yan yana yürürken ellerin çarpışması için ettiğimiz duaları, sinemada sarılmasını beklerken filmi kaçırmayı, ilk randevuların pastanede olmasını, unuttuk mu? Birlikte içilen gazozun, şimdi içilen en pahalı şampanyadan bile lezzetli olduğu o yıllarda yaşayan da bizler değil miydik? Sevişmeyi öğrendiğimiz için mi bozuldu hepsi?
Eve geç kalıp babadan dayak yeme riskini göze almak, sevgiliyle beş dakika daha fazla olabilmek için değil miydi? Cep telefonumuz olmadan, saatler boyu sabırla buluşma yerinde bekleyebilmek için, aşktan başka neyi olabilir ki insanın? Altımızda son model arabalarımızın olmadığı zamanlarda, uzun yürüyüşler yaparak ulaştığımız çay bahçelerini, şimdi gitmeye değer bulmamak, bizim neye dönüştüğümüzü gösterir?
Bizler, kendimizi kirletirken, bize inanan aşkı da lekeledik. Onu parçalamak için uğraştık. Egolarımızı sevginin önüne koyduk. Yalan söyledik, aldattık. Gözlerimiz döndü para diye, aşkı üç otuza sattık.
Anılarımıza sahip çıkmadık. Kimseyi hatırlamadık. O kadar bulandı ki yaşadıklarımızdan aklımız, emek verenlerin üstüne bastık. Her ilişkimizi çıkar üstüne kurduk. Karşılıksız yapılan ne varsa, hepsine gülerek baktık. Alay ettik, aramızda biraz temiz kalmış kim varsa ve daha acısı, bunu yaparken hiç utanmadık.
Bizler, önce kişiliklerimizi kaybettik. Sahte özgüvenlerle yollara çıkıp, satın aldıklarımızla var olabildik. Sonra kalplerimiz bozuldu, abdaldık, aptal olduk. Sonunda kör olmayı becerdik. Baktıklarımızın gerçek olmadığını, masalların birer yansıması olduğunu fark edemedik. Kendimizle o kadar ilgiliydik ki, aynadaki yansımamızdan başka bir şey sevemedik. Sen bizi affet Tanrım, sanırım biz aşkı kaybettik….
keşkeler..:((((
asla yakaladığınız AŞK'ı bırakmayın
bilinmezkii birdaha size ne zaman uğrAR..
<3
<3
<3
<3
<3
<3