
10 Kasım 1988 Perşembe günü tahminen 13.00′da bir bebek dünyaya gelir. Saat net olarak bilinmiyor çünkü anneme sorduğumda saatin tam olarak kaç olduğunu bilmediğini söyledi ama dışarda lapa lapa kar yağıyor bundan eminiz. Her neyse tüm Türkiye Atatürk’ün ölüm yıldönümü dolayısıyla yasta iken bu bebek doğduğunda az olda olsa yüzlerinde tebessüm oluştu. O tebessüm o bebekte o kadar etki yaratacak ki 1,5 yıl sonra bebeğin ilk lafı “Ne mutlu Türk’üm diyene! ” olacaktır. Ne ise o konulara sonra geleceğiz . Yeni dünyasını tanımaya çalışan bebek yeterince dinlenemeden seyahata çıkmak zorunda kalır annesiyle. Ailenin bir diğer bireyi olan , bebeğin henüz tanımaya fırsat bulamadığı abisi Adnan , İstanbul’da yaşama daha güzel bakabilmek için kalbini düzeltmektedir. Bebek daha 3 günlükken yollara düşer , düşmelidir de çünkü ilerde kendisini bağrına basacak abisinin en önemli gününde yanında olmalıdır. Uzun bir yolculuğun ardından İstanbul’a varılır. Yorgunluğunu unutan bebek abisini ziyarete , hastaneye gider. Hastanede kendine bir isim verilir. Bebek artık ‘Tevfik’ olmuştur. İsmini yakında ameliyata girecek olan abisi vermiştir. Tevfik, rahmetli dedesinin ismini taşımaktan memnun kalmış gibi görüyordu , çünkü isim takılırken gözlerindeki o ışık mutluluğu simgeliyor olmalıydı. Ameliyat iyi geçmişti , ameliyatın ardından bebek pardon Tevfik rahatlayarak uykuya dalmıştı fakat uyandığında herşey eskisi gibi olmayacaktı.. 5 saat sonra Tevfik uyandı , ardından tanımadığı biri onu kucağına aldı. Tevfik’e bir şey diyordu fakat o anlamıyordu. Ne mi diyordu peki? Fikret diyordu. Bebek uyuduktan sonra ismi değişmişti. Babasının amcası Rahmetli Prof. Sami Ertekin ona ünlü şair Tevfik Fikret ismini koymuştu. Daha doğrusu Fikret ismini eklemişti isme. Bebek yani eski Tevfik yeni Tevfik Fikret olaya ilk kızmış olsa da içinden söylediğini kendi ismini sevmişti. Bu arada Tevfik Fikret’ in abisi eski sağlığına kavuşmuş hatta daha iyi olmuştu.
3-4 gün sonra bebek yorgunluğunu atmış bir şekilde sabahın yedisinde ağlayarak uyandı. Yemek zamanı gelmişti. Karnını çok sevdiği şeyle doldurdu : Süt’le. Gerçi başka bir tat tatmamıştı ama olsun yine de sütü çok seviyordu. Kahvaltının ardından karlı İstanbul’u gezmenin vakti gelmişti fakat bu isteğine karşı annesinden ‘ sen daha yüreyemiyorsun nereye gideceksin bu karda ‘ şeklinde bir red almıştı. Düşününce annesine hak verdi. Çok düşünmüş olacak ki uykuya daldı. 6 saatlik kesintisiz uykunun ardından gülümseyerek uyandı. Rüyasındaki İstanbul minik Tevfik Fikret’i heyecanlandırmış olmalıydı. Uyandığını gören anne kucağına alıp pencere kenarına götürdü. Yüzündeki gülümseme üzüntüye dönüşmüştü. Rüyasındaki şehirle gördüğü şehrin hiçbir alakası yoktu. O zaman anladı ki uyurken gördükleri gerçek değil sadece görmek istedikleri imiş. Bu gerçeği küçük yaşta anlayan T. Fikret annesinden dışarı çıkmakta ısrarcı olduğu için özür diledi.
Bir sonraki gün her zamanki gibi en erken kalkan yine Tevfik olmuştu , ardından annesi. Bugün çok güzel bir gündü. Tevfik’in abisi hastaneden eve gelecek , ev tam aile olacaktı ve bugün Tevfik’in 1. haftasıydı. Akşam Tevfik’in anne ve babası , çocukları için sürpriz bir parti düzenledi. Buradaki amaç yeni ameliyat olan çocuğun moralini yerine getirmek ve yeni doğan çocuğun , Tevfik Fikret’in , 1 hafta geç olsa bile sıfırıncı yaşını kutlamaktı. Eş – dost toplandı. Muhabbet , ikramlar derken zaman su gibi akıp geçmişti. Evdeki herkes çok mutluydu.
Yaklaşık olarak bir yılı uyumakla geçirdi Tevfik Fikret. Kayda değer pek birşey yoktu o yılda. Annesi dışarı çıkmasına izin vermiyordu . Geriye sadece uyumak kalıyordu koskoca bir yılda. Abiler için okul vakti gelmişti yine , yani Eylül ayı. Sonbahar kendini belli ediyordu Eylül ayında . Gündüzleri yaprak dökümü gibi evden gidiyordu herkes. Sadece Tevfik ve annesi evde kalıyordu . Geceleri ise her zaman ki gibi güle oynaya geçiyordu. Ailenin en gözdesi Tevfik’ti o zamanlar. Elden ele dolaşıyor , gıdıklanıp güldürülmeye çalışınıyordu. Eee kolay değildi en küçük olmak. Erken saatlerde hep uykuya yenik düşerdi Tevfik. Zaman su gibi akıp geçiyordu. Karne zamanı gelmişti abiler için. Akşam karneler gelir ve baba karneye bakar . Karneler o kadar da iyi değildir hatta kötüdür . Bir önceki yılında böyle olduğunu düşünür baba. İstanbul’daki okul çevresi pek iyi değildir . İstanbul’un çekici güzelliğine kapılıp dersleri asmak her öğrencinin yaptığı bir şeydi ve bunu en büyük abi de yapmıştı. Bunun üzerine aile toplanır ve karar alınır. Okul için anne ve çocuklar Rize’ye dönecek , baba İstanbul’da işine devam edecektir. Yazın Rize’ye taşınılır. Tevfik geride kalanın ardından nokta koymak gerektiğini böylelikle gelenin büyük harfle başladığını bilmektedir. Ama Tevfik nokta koymak yerine üç nokta koymayı yeğler. Böylelikle geride kalanı unutmayacak fakat gelene de büyük harfle başlayacaktır. Çok doğru bir seçim yapmıştır T. Fikret. İstanbul’u hiç unutamamış ama Rize’yi de bir o kadar sevmiştir.
Yıl 1991 Tevfik yürüyebiliyor artık. Annesi de dışarı çıkmasına izin veriyor. Mahallede kendince yaşca büyük olanlarla takılıyor , onlarla tahta araba yapıyor artık. Sabahın köründen akşam ezanına kadar hiç yorulmadan oyun oynuyor mahallede. Akşam karanlık çökünce zorla annesi eve götürüyor. Bir sonraki gün olması için erken uyumak psikolojisini annesi Tevfik’in beynine işlemiştir. Günler mahallede çok çabuk geçerdi. Ne olduğunu anlamadan hemen akşam olurdu o günlerde.
Yıllar o kadar hızlı geçiyordu ki o günlerde Tevfik artık 5 yaşında olmuştu. Yine sonbahar,yine yaprak dökümü. Herkes okula gidiyor, Tevfik yine yalnız kalıyordu. Canı sıkılan Tevfik 'ben be yapacağım ' derken , evin kapısı çalar. Kapı açılır ve uzun zamandır görünmeyen dayı ziyarete gelmiştir. Elinde bir paket. Ne var acaba pakette diye meraklanan Tevfik dayanamayıp tam soracakken paket açılır ve bir oyuncak akerdiyon çıkar. Artık can sıkıntısı yoktur Tevfik için , akerdiyon vardır. Bir haftayı akerdiyon çalmakla uğraşan fakat başaramayan Tevfik için artık hafta sonu gelmiştir, okul yok. Arkadaşları okula gitmeyecek, yuppi! Ekip yine işbaşında, ustabaşı Sami arabaya son şekilleri veriyor, yakında test sürüşleri başlayacak. Sami arabanın direksiyonunu yaparken bir yandan Tevfik'e dönerek sorar ''Sen ne zaman okula gideceksin?'' ..Evet ya Tevfik ne zaman okula gidecek ki? ''En iyisi anneme sorayım. Anne ne zaman okula gideceğim'' sorusuna karşılık 2 yıl cevabı alan Tevfik bir hayli üzülmüştür. Neyse daha çok üzülmesin Tevfik 2 sene ileriye saralım kaseti.
Tarihler 11 Eylül 1995'i gösterirken abisinin elinden tutup okula gider Tevfik. Heyecanlıdır. Okul yolunu ezberler, hep tek gider okula ilk günden sonra. İlk gün yabancılık çekmesin diye tanıdık öğretmenin yanına verilir Tevfik. Sınıfta tandık iki yüzle karşılşır Tevfik : Mahalle arkadaşı Sami ve öğretmen Osman Z. fakat burda bir yanlışlık vardır Sami 5. sınıfa gitmektedir. Zaten koskoca adamlar arasında küçücük kalmıştır Tevfik. Herkes ona bakıyordur ve yerin dibine değilde sıra dibine girmiştir. İlk gün eve nasıl döndüğünü hatırlamayan Tevfik , ikinci gün kendi yeni sınıfında derse girmiştir: 1-C ..Ne hikmettir ki C şubesi tüm eğitim hayatı boyunca Tevfik'e yapışacaktır ama iyiki de yapışmış. Neyse tüm sınıf A-B-C derken Tevfik Işıl'a ılık sütü vermiş, Ali'ye de atı göstermiştir. Ali, Veli , Işıl, Emel derken ilk sınıf bitmiştir. İkinci sınıfa başlarken öğretmen İmdat S. tayinini isteyip gitmiştir. 1-2 hafta dersler boş geçtikten sonra yeni öğretmen Nizamettin K. gelmiştir. İkinci sınıfta da 2elma ile 3 armutu topladıktan sonra mezun olan Tevfik , 3.sınıfa bomba gibi girmek üzere tatilini Laz Vegas'ta sürdürmektedir.
<Devamı yakında>