Fuat
Fuat, 38

ÇANAKKALEDE AŞK

Çanakkale:'Yar'yüzüme düşüşün yar’çekimi, yar gözünden düşüşüm can çekimidir.

Yar’in yürekten çekilmesine halk arasında kan'çekimi denir.

Çünkü aşk'ın hükümeti, ihanetin darbesiyle çekilir...'


Biliyor musun?

Tanrı'nın karaladığı alın yazımın boşluklarına adını yazıyordum.

Seni bulduğuma sevinmek içindi bütün acılara göğüs gerişim.

Yazı bu denli çıldırasıya arzu edişim sendendi.

Yorgun kış günlerinde başucumda nöbete durdu özlemlerin.

Her sabah tekme tokat uyandırdı sana kavuşabilmenin dayanılmaz isteği.

Uykularımı kırbaçlayan arsız sabırsızlığım bütün rüyalarımın ihalesini kazandı...


Biliyorsun

Aramızdan su sızmasın diye yağmurlu günlerde birbirimize sarılacaktık.

Müminin orucu tuttuğu gibi tutacaktım ellerinden.

Kimsenin gücü bana yetmeyecekti.

Paha biçilmez sevgim gözlerini kamaştıracaktı.

Geldiğin caddelerin duvarlarına pencereler çizecektim.

Ayak seslerin kuşları gülümsetecekti.

Şarkı söyleyerek yürüyecektin dilenciler sana selam duracaktı...


Sen benliğimde gişe rekorları kıran bir düş'tün.

Cephende düşmüş yar’alı benliğimi omuzlayıp yollarına düştüm.

Serin bir yaz sabahı varabildim Çanakkale'ye.

Öksüren binalar, henüz ısınmamış yollar ve hala uyuyan ağaçlar karşıladı beni.

Elimde ılık avucuna randevum,

Önümde şüpheli bir paket gibi duran bulabilme olasılığım.

Kimselerin davetlerine aldırmadım inan,

Seni aradım Çanakkale'nın tıka basa boş sokaklarında.

Yoktun ya, gövdesi dolu, başı boş'tum...


Kendine ne kadar büyük bir coğrafya açmışsın içimde, dünya haritasına sığmıyorsun.

Ne devasa bir özlemdir ki bu, hasretini nereye koysam almıyor, taşıyorsun.

Kepenkleri seni görebilmeye açılmış faltaşı gözlerimle yabancı suratları yokluyorum.

Kordonda'da otobüs duraklarına önceden sözleşilmiş buluşmalar yağıyor.

Sakarya'da önünden geçtiğim lokantalardan tokuşturulan kadeh sesleri duyuluyor.

Ve anlıyorum ki Çanakkale'de her şey en az iki kişilik yaşanıyor…


Hafta sonları rengarenk Çanakkale'de siyah beyaz filmler seyrediyorum.

Çanakkale'de gece bekçilerine rakip seni bekleyişlerim oluyor.

Gündoğumları nurtopu gibi gelmeyişlerini doğuruyor.

Kürtaj oluyor seni bulabilme ihtimallerim.

Bütün ölü doğumların kulağına adımız fısıldanıyor.

Belli ki Tanrı bizi gülüşmelerin sonuna nokta nöbetine koymuş.

Koşuyoruz ama gülüşmelerin sonuna bile yetişemiyoruz.

O yüzden ayrılık tek celsede fişimizi çekiyor.

Bizim buluşmamız dünyanın en zor buluşu olmalı ki hala icat edilemedi yanyana duruşumuz...


Diş ağrısı sancısıyla zonkluyor içimde dolgu yapmanı bekleyen boşluğun.

Ne kahrolası bir ev sahibim ki ben her gece yatıya kalıyor yokluğun.

Seni hatırlatmayan ne varsa kovuyorum hayatımdan.

Bütün alışkanlıklarım sana benziyor...


Hey gidi güzelim Çanakkale, sen adamı Fransız vatandaşı yaparsın.

Çünkü o'nsuz kimsenin dilini anlamıyorum bu şehirde...


Sendin aşıma tuz, ağrıma şurup.

Sendin haneme ışık, sabrıma selamet.

Sen benim ilk dansım son şarkımdın.

Gaz lambasının yalanı gibi söndün yatsıya kalmadan.

Şimdi uyandığıma üzüldüğüm rüyaların sahibi sensin sevgili...


Gidiyorum

Ardımda İskeleyi, Şakirin yerini, Barlar sokağını, Barborosu ve tümÇanakkaleyi görgü tanığı bırakıyorum.

Seni çıldırasıya arayışlarımın robot resmini çizecekler sana.

Fotomontaj hayallerimi Aşti'de bir çöp kutusuna bırakıp dönüş otobüsüne biniyorum.

Erkeğe erkek yanı, kadına kadın yanı koltuklar yalnızlar için ayrılıyormuş anlıyorum...


İnfilak ediyor seviş'lerim.

Boynu bükük geri dönüşlerime tek görgü tanığı ben oluyorum.

Şimdilerde,

Varlığıma kuduz bir köpek gibi saldırıyor yokluğun.

Sana hizmetkar vücuduma bıraktığın terk edişinin diş izlerini,

Nüfus cüzdanım gibi yanımdan ayırmıyorum...


Ben Türkiye kadar yalnızım, sen. Çanakkale gibi yorgunsun...



'Yar'yüzüme düşüşün yar’çekimi, yar gözünden düşüşüm can çekimidir.

Yar’in yürekten çekilmesine halk arasında kan'çekimi denir.

Çünkü aşk'ın hükümeti, ihanetin darbesiyle çekilir...'


Biliyor musun?

Tanrı'nın karaladığı alın yazımın boşluklarına adını yazıyordum.

Seni bulduğuma sevinmek içindi bütün acılara göğüs gerişim.

Yazı bu denli çıldırasıya arzu edişim sendendi.

Yorgun kış günlerinde başucumda nöbete durdu özlemlerin.

Her sabah tekme tokat uyandırdı sana kavuşabilmenin dayanılmaz isteği.

Uykularımı kırbaçlayan arsız sabırsızlığım bütün rüyalarımın ihalesini kazandı...


Biliyorsun

Aramızdan su sızmasın diye yağmurlu günlerde birbirimize sarılacaktık.

Müminin orucu tuttuğu gibi tutacaktım ellerinden.

Kimsenin gücü bana yetmeyecekti.

Paha biçilmez sevgim gözlerini kamaştıracaktı.

Geldiğin caddelerin duvarlarına pencereler çizecektim.

Ayak seslerin kuşları gülümsetecekti.

Şarkı söyleyerek yürüyecektin dilenciler sana selam duracaktı...


Sen benliğimde gişe rekorları kıran bir düş'tün.

Cephende düşmüş yar’alı benliğimi omuzlayıp yollarına düştüm.

Serin bir yaz sabahı varabildim Çanakale ye.

Öksüren binalar, henüz ısınmamış yollar ve hala uyuyan ağaçlar karşıladı beni.

Elimde ılık avucuna randevum,

Önümde şüpheli bir paket gibi duran bulabilme olasılığım.

Kimselerin davetlerine aldırmadım inan,

Seni aradım Çanakkale'nın tıka basa boş sokaklarında.

Yoktun ya, gövdesi dolu, başı boş'tum...


Kendine ne kadar büyük bir coğrafya açmışsın içimde, dünya haritasına sığmıyorsun.

Ne devasa bir özlemdir ki bu, hasretini nereye koysam almıyor, taşıyorsun.

Kepenkleri seni görebilmeye açılmış faltaşı gözlerimle yabancı suratları yokluyorum.

Kordon'da otobüs duraklarına önceden sözleşilmiş buluşmalar yağıyor.

kordon'da önünden geçtiğim lokantalardan tokuşturulan kadeh sesleri duyuluyor.

Ve anlıyorum ki Çanakkale'de her şey en az iki kişilik yaşanıyor…


Hafta sonları rengarenk burda siyah beyaz filmler seyrediyorum.

Çanakkle de gece bekçilerine rakip seni bekleyişlerim oluyor.

Gündoğumları nurtopu gibi gelmeyişlerini doğuruyor.

Kürtaj oluyor seni bulabilme ihtimallerim.

Bütün ölü doğumların kulağına adımız fısıldanıyor.

Belli ki Tanrı bizi gülüşmelerin sonuna nokta nöbetine koymuş.

Koşuyoruz ama gülüşmelerin sonuna bile yetişemiyoruz.

O yüzden ayrılık tek celsede fişimizi çekiyor.

Bizim buluşmamız dünyanın en zor buluşu olmalı ki hala icat edilemedi yanyana duruşumuz...


Diş ağrısı sancısıyla zonkluyor içimde dolgu yapmanı bekleyen boşluğun.

Ne kahrolası bir ev sahibim ki ben her gece yatıya kalıyor yokluğun.

Seni hatırlatmayan ne varsa kovuyorum hayatımdan.

Bütün alışkanlıklarım sana benziyor...


Hey gidi güzelim Çanakkale, sen adamı Fransız vatandaşı yaparsın.

Çünkü o'nsuz kimsenin dilini anlamıyorum bu şehirde...


Sendin aşıma tuz, ağrıma şurup.

Sendin haneme ışık, sabrıma selamet.

Sen benim ilk dansım son şarkımdın.

Gaz lambasının yalanı gibi söndün yatsıya kalmadan.

Şimdi uyandığıma üzüldüğüm rüyaların sahibi sensin sevgili...


Gidiyorum

Ardımda Kordonu,Şakirin yerini, Barlar sokağını, görgü tanığı bırakıyorum.

Seni çıldırasıya arayışlarımın robot resmini çizecekler sana.

Fotomontaj hayallerimi Aşti'de bir çöp kutusuna bırakıp dönüş otobüsüne biniyorum.

Erkeğe erkek yanı, kadına kadın yanı koltuklar yalnızlar için ayrılıyormuş anlıyorum...


İnfilak ediyor seviş'lerim.

Boynu bükük geri dönüşlerime tek görgü tanığı ben oluyorum.

Şimdilerde,

Varlığıma kuduz bir köpek gibi saldırıyor yokluğun.

Sana hizmetkar vücuduma bıraktığın terk edişinin diş izlerini,

Nüfus cüzdanım gibi yanımdan ayırmıyorum...


Ben Türkiye kadar yalnızım, sen b'aşk'entim Çanakkale gibi yorgunsun...

אודות
  • ג'ליס (המשחק האהוב)
תמונות
  • הפיד ריק