
Doğum : 22.05.1991 Zeynep Kamil hastanesi ...
Ölüm : ne zaman kismet olursa ...
.. Bir çocuk Mustafa Bal
Hep çocuktu...
Yine çocuk...
Saçları kumral...
Kıvır kıvır...
Ipıl ıpıl parlıyan bir
çocuktu...
Yine çocuk...
Uyurken dudaklarının
kavuştuğu kenarından,
gerdanına doğru uyku
suyu akan...
Üzerindeki yeşil
battaniyesinin birazı yere
doğru uzanan bir
çocuktu...
Telaşsız...
Umarsız...
Kirli...
Kuruyunca griye çalan
çamurları; suratında,
ellerinde, dizlerinde
taşıyan bir çocuktu...
Gecenin bir yarısında
ateşi çıkan...
Kusan...
Üşüyen...
Anasınınbaş ucunda
sabahladığı bir çocuktu...
Babası işe gidince, ne
gereği varsa, ağlayan...
Akşam olup da dönünce
mutlu olan...
Yağmur birikintilerinde
kağıt kayıklar
yüzdürmüş...
Keskince katladığı her bir
uçağı yere düşmüş...
Ayağına, paslı olup
olmadığı ebeveynleri
tarafından merak edilen,
çiviler batmış...
Pasın neden önemli
olduğunu
kavrayamamış...
Kanamış bir çocuktu...
Yine çocuk...
Leblebi tozu boğazında
kalmış...
Niyet çekmiş...
Uçan balonu olmuş...
Mavi okul önlüğü
giymiş...
Kırmızı Pinokyo
bisikletine rahatça
binebilecek, geniş
sokaklara sahip olmuş,
Bisikletinin
küçüklüğünden utanan
bir çocuktu...
Yarısı apartmanlarla,
yarısı bahçeli evlerle dolu
mahallesi çalınmış...
Çocukluğunun üzerine A,
B, C blok diye kategorize
edilerek, havuzlu siteler
yapılmış bir çocuk...
Üzerinde masmavi
gökyüzünün olduğu bir
çocuktu...
Peçeteyle, kağıt havluyla
değil; elbeziyle ağzı
silinmiş...
Anne tarafından iyice
bastırılınca daha iyi
paklar diye düşünülen
elbezi dokusunun ağzını
acıttığı bir çocuktu...
Elbezinin sabun tadının
hala dudaklarında olduğu
bir çocuk...
Yine çocuk...
Anneni mi daha çok
seviyorsun, babanı mı?..
Seni bize götürelim,
bizim oğlumuz olur
musun?..
Ve benzeri aptalca
sorularla dimağı
yoklanmış...
Misafirliğe gidildiğinde
misal muzdan, kendisine
düşen adetten daha
fazlasını yiyince evde olsa
yemez, bir yere gidince
hep böyle oluyor ana-
baba utancını duymuş...
Ev sahibi kişi bir an için
uzaklaştığında kaş göz
işaretleriyle uyarılan,
yediği muz zehir zıkkım
edilmiş bir çocuktu...
Nalbura gidip bilmem
kaç numara boya almış,
sonra bir ton açığı olsa
iyi olur tespitiyle nalbura
bir kez daha gönderilmiş,
yolda giderken
küfretmiş...
Evde badana yapılırken
mutlu olsun diye eline
küçük bir fırça verilmiş,
onun boyadığı yerler
badanacı kişi tarafından
umursanmadan tekrar
boyanmış...
Bu güvensizliğe anlam
verememiş bir çocuktu...
Alışverişi gönderilirken
verilen paranın üstüyle
kendine istediğin bir şeyi
alabilirsin özgürlüğü
sunulmuş, eve
gelindiğinde illa ki
kendine ne aldın
merakıyla karşılanmış...
Sen dururken annen mi
gitsin ekmek almaya
siteminden etkilenip,
televizyondaki filmi yarım
bırakarak bakkala ekmek
almaya gitmiş...
Evin ekmek ihtiyacı hep
seyrettiği en güzel
filmlere denk düşmüş...
Bakkal ev arasındaki
mesafede ekmeğin ucunu
ısırarak gıda etmiş bir
çocuktu...
Yine çocuk...
*****
Evden çıkarken,Paran var
mı? sorusuna "Hayır yok"
yerine, seri şekilde "Var
var" diyen, tam kapıyı
kapatacakken,"Şunu da al
bulunsun, lazım olur"
baba sıcaklığıyla
karşılaşmış bir çocuktu...
Parayı utana sıkıla
alırken, paraya
bakmıyormuş gibi
yapan...
"Valla param var yaaa"
sahtekarlığına sığınmakta
ısrar eden...
İçten içe " baba ne kadar
anlayışlısın, sağol be ya"
sessizliğinde sevinen bir
çocuktu...
Yine çocuk...
***
Bir çocuk Mustafa Bal..
Minibüslerde,
otobüslerde midesi
bulanınca annesi
tarafından "aklına
getirme midenin
bulandığını" öğüdüyle
yüzleşmiş...
Bu öğüdü ciddiye alıp
"Aklıma getirmiycem,
getrimiycem işte" diye
mücadele etmiş ve bunu
başaramamış bir
çocuktu...
Depozitolu şişeleri evden
çaktırmadan yürütüp
bakkala satarak harçlığını
çıkarmış...
Ebe tura bir ki üç, yerden
yüksek, Japon kale, dokuz
aylık... gibi oyunlara
doymayan...
Hava kararmadan evde
olması gerekmiş bir
çocuktu...
Yine çocuk...
Evdeki terliklerin salon,
mutfak, banyo, balkon
terliği şeklinde
ayrılmasına anlam
veremeyen...
Balkon terliğiyle
odalarda, diğer terliklerle
balkonda dolaştığında
azarlanmış bir çocuktu...
Yine çocuk...
Banyo yapmayı
sevmeyen...
Taşa oturunca gerçekten
karnı ağrıyan...
Acıkınca eve şöyle bir
uğrayıp ekmeğin arasına
domates destekli bir
şeyler koydurarak evden
bir çırpıda çıkan...
Evden çıkarken
ayakkabıların giyilmesi
esnasında ekmeği
yanından dişleyerek
ağzında tutan...
*****
Bir çocuk Mustafa Bal...
Ağlamaktan utanmayan...
Akşama köfte, patates
kızartması yapıldı mı
sevinçten deli olan...
Köfteleri, patatesleri
yerken yarına kalma
ihtimalini düşünen...
Ertesi gün buzdolabını
açtığında bir tane olsun
köfteye rastlayamayan...
Tek tük kalmış, pörsümüş
patateslere tenezzül
etmeyen bir çocuktu...
Yine çocuk...
Bütün gün spor
ayakkabıları giyen..
Ayakkabı bağlamayı geç
öğrenmiş...
Arabaların şoför
tarafındaki camlarından
içeriye dikkatlice bakarak
"arabanın kaç yaptığını"
öğrenmekten keyif alan...
Bir çocuk Mustafa Bal...
Düğünlere götürülmüş...
Düğünlerde mahalli
sanatçının "anneler
babalar çocuklarınızı
yanınıza alın" uyarısıyla
sahneden alınmış...
Sonra tekrar sahneye
fırlamış...
Adını bilmeyenlerin
"Küçüüüükkkkkkk...
Şişşşştttt küçüüüükkk"
seslenişine maruz kalmış
bir çocuktu...
Bir çocuk...
Kocaman kocaman
sevdaları olan...
Hep en kudretli
kendisinin aşık olduğunu
sanan, öylesine bir
çocuktu...
Yine çocuk...
O işte...
O...
Pasaklıdır mesela...
Dağınık...
Hep dağınık...
Dağınık...
Ruhu... Beyni... Mekanı...
Her yeri dağınık... Öyle
biri...
Kendisini kandıracak
kadar ancak yalancı...
Hiç bir hayali yok...
Olmadı...
Olmayacak da...
Asabi...
Sabırsız...
Ama en çok da dağınık...
Ruhu... Beyni... Mekanı...
Her yeri dağınık... Öyle
biri...
Öylesine yaşıyor...
Öylesine...
Öyle..
Bir çocuk Mustafa Bal
Yine çocuk...
Hep çocuk...
Hep...
Herkes kadar çocuk...
Herkes...