Mustafa
Mustafa, 35

Doğum : 22.05.1991 Zeynep Kamil hastanesi ...

Ölüm : ne zaman kismet olursa ...

.. Bir çocuk Mustafa Bal

Hep çocuktu...

Yine çocuk...

Saçları kumral...

Kıvır kıvır...

Ipıl ıpıl parlıyan bir

çocuktu...

Yine çocuk...

Uyurken dudaklarının

kavuştuğu kenarından,

gerdanına doğru uyku

suyu akan...

Üzerindeki yeşil

battaniyesinin birazı yere

doğru uzanan bir

çocuktu...

Telaşsız...

Umarsız...

Kirli...

Kuruyunca griye çalan

çamurları; suratında,

ellerinde, dizlerinde

taşıyan bir çocuktu...

Gecenin bir yarısında

ateşi çıkan...

Kusan...

Üşüyen...

Anasınınbaş ucunda

sabahladığı bir çocuktu...

Babası işe gidince, ne

gereği varsa, ağlayan...

Akşam olup da dönünce

mutlu olan...

Yağmur birikintilerinde

kağıt kayıklar

yüzdürmüş...

Keskince katladığı her bir

uçağı yere düşmüş...

Ayağına, paslı olup

olmadığı ebeveynleri

tarafından merak edilen,

çiviler batmış...

Pasın neden önemli

olduğunu

kavrayamamış...

Kanamış bir çocuktu...

Yine çocuk...

Leblebi tozu boğazında

kalmış...

Niyet çekmiş...

Uçan balonu olmuş...

Mavi okul önlüğü

giymiş...

Kırmızı Pinokyo

bisikletine rahatça

binebilecek, geniş

sokaklara sahip olmuş,

Bisikletinin

küçüklüğünden utanan

bir çocuktu...

Yarısı apartmanlarla,

yarısı bahçeli evlerle dolu

mahallesi çalınmış...

Çocukluğunun üzerine A,

B, C blok diye kategorize

edilerek, havuzlu siteler

yapılmış bir çocuk...

Üzerinde masmavi

gökyüzünün olduğu bir

çocuktu...

Peçeteyle, kağıt havluyla

değil; elbeziyle ağzı

silinmiş...

Anne tarafından iyice

bastırılınca daha iyi

paklar diye düşünülen

elbezi dokusunun ağzını

acıttığı bir çocuktu...

Elbezinin sabun tadının

hala dudaklarında olduğu

bir çocuk...

Yine çocuk...

Anneni mi daha çok

seviyorsun, babanı mı?..

Seni bize götürelim,

bizim oğlumuz olur

musun?..

Ve benzeri aptalca

sorularla dimağı

yoklanmış...

Misafirliğe gidildiğinde

misal muzdan, kendisine

düşen adetten daha

fazlasını yiyince evde olsa

yemez, bir yere gidince

hep böyle oluyor ana-

baba utancını duymuş...

Ev sahibi kişi bir an için

uzaklaştığında kaş göz

işaretleriyle uyarılan,

yediği muz zehir zıkkım

edilmiş bir çocuktu...

Nalbura gidip bilmem

kaç numara boya almış,

sonra bir ton açığı olsa

iyi olur tespitiyle nalbura

bir kez daha gönderilmiş,

yolda giderken

küfretmiş...

Evde badana yapılırken

mutlu olsun diye eline

küçük bir fırça verilmiş,

onun boyadığı yerler

badanacı kişi tarafından

umursanmadan tekrar

boyanmış...

Bu güvensizliğe anlam

verememiş bir çocuktu...

Alışverişi gönderilirken

verilen paranın üstüyle

kendine istediğin bir şeyi

alabilirsin özgürlüğü

sunulmuş, eve

gelindiğinde illa ki

kendine ne aldın

merakıyla karşılanmış...

Sen dururken annen mi

gitsin ekmek almaya

siteminden etkilenip,

televizyondaki filmi yarım

bırakarak bakkala ekmek

almaya gitmiş...

Evin ekmek ihtiyacı hep

seyrettiği en güzel

filmlere denk düşmüş...

Bakkal ev arasındaki

mesafede ekmeğin ucunu

ısırarak gıda etmiş bir

çocuktu...

Yine çocuk...

*****

Evden çıkarken,Paran var

mı? sorusuna "Hayır yok"

yerine, seri şekilde "Var

var" diyen, tam kapıyı

kapatacakken,"Şunu da al

bulunsun, lazım olur"

baba sıcaklığıyla

karşılaşmış bir çocuktu...

Parayı utana sıkıla

alırken, paraya

bakmıyormuş gibi

yapan...

"Valla param var yaaa"

sahtekarlığına sığınmakta

ısrar eden...

İçten içe " baba ne kadar

anlayışlısın, sağol be ya"

sessizliğinde sevinen bir

çocuktu...

Yine çocuk...

***

Bir çocuk Mustafa Bal..

Minibüslerde,

otobüslerde midesi

bulanınca annesi

tarafından "aklına

getirme midenin

bulandığını" öğüdüyle

yüzleşmiş...

Bu öğüdü ciddiye alıp

"Aklıma getirmiycem,

getrimiycem işte" diye

mücadele etmiş ve bunu

başaramamış bir

çocuktu...

Depozitolu şişeleri evden

çaktırmadan yürütüp

bakkala satarak harçlığını

çıkarmış...

Ebe tura bir ki üç, yerden

yüksek, Japon kale, dokuz

aylık... gibi oyunlara

doymayan...

Hava kararmadan evde

olması gerekmiş bir

çocuktu...

Yine çocuk...

Evdeki terliklerin salon,

mutfak, banyo, balkon

terliği şeklinde

ayrılmasına anlam

veremeyen...

Balkon terliğiyle

odalarda, diğer terliklerle

balkonda dolaştığında

azarlanmış bir çocuktu...

Yine çocuk...

Banyo yapmayı

sevmeyen...

Taşa oturunca gerçekten

karnı ağrıyan...

Acıkınca eve şöyle bir

uğrayıp ekmeğin arasına

domates destekli bir

şeyler koydurarak evden

bir çırpıda çıkan...

Evden çıkarken

ayakkabıların giyilmesi

esnasında ekmeği

yanından dişleyerek

ağzında tutan...

*****

Bir çocuk Mustafa Bal...

Ağlamaktan utanmayan...

Akşama köfte, patates

kızartması yapıldı mı

sevinçten deli olan...

Köfteleri, patatesleri

yerken yarına kalma

ihtimalini düşünen...

Ertesi gün buzdolabını

açtığında bir tane olsun

köfteye rastlayamayan...

Tek tük kalmış, pörsümüş

patateslere tenezzül

etmeyen bir çocuktu...

Yine çocuk...

Bütün gün spor

ayakkabıları giyen..

Ayakkabı bağlamayı geç

öğrenmiş...

Arabaların şoför

tarafındaki camlarından

içeriye dikkatlice bakarak

"arabanın kaç yaptığını"

öğrenmekten keyif alan...

Bir çocuk Mustafa Bal...

Düğünlere götürülmüş...

Düğünlerde mahalli

sanatçının "anneler

babalar çocuklarınızı

yanınıza alın" uyarısıyla

sahneden alınmış...

Sonra tekrar sahneye

fırlamış...

Adını bilmeyenlerin

"Küçüüüükkkkkkk...

Şişşşştttt küçüüüükkk"

seslenişine maruz kalmış

bir çocuktu...

Bir çocuk...

Kocaman kocaman

sevdaları olan...

Hep en kudretli

kendisinin aşık olduğunu

sanan, öylesine bir

çocuktu...

Yine çocuk...

O işte...

O...

Pasaklıdır mesela...

Dağınık...

Hep dağınık...

Dağınık...

Ruhu... Beyni... Mekanı...

Her yeri dağınık... Öyle

biri...

Kendisini kandıracak

kadar ancak yalancı...

Hiç bir hayali yok...

Olmadı...

Olmayacak da...

Asabi...

Sabırsız...

Ama en çok da dağınık...

Ruhu... Beyni... Mekanı...

Her yeri dağınık... Öyle

biri...

Öylesine yaşıyor...

Öylesine...

Öyle..

Bir çocuk Mustafa Bal

Yine çocuk...

Hep çocuk...

Hep...

Herkes kadar çocuk...

Herkes...

About
  • Jellies (Favorite Game)
Photos
  • Feed is empty