Newroz
Newroz, 49

Aşk devrimcidir ve devrimciyi sever. Çünkü bilir, devrimin içinde değişim vardır umuda ve hayallere doğru. Bilir içindeki çürümüşlüğü, ihaneti ve bedensel hazları. Bilmediği şey, aşkın böyle olmayacağını kulağına fısıldayan ruhu. Çevrendekilere baktığın anda ne devrime, ne de aşka inancın kalır. Çünkü çevrendekiler senin gibilerdir. Senden biraz az, biraz fazla. Onlarda beklediler değişimi ve başkaldırıyı, onlarda bekledirler kara treni, onlarda bekledirler, bekledirler… Giden bitirdiği yüreği ve yeni başlayacağı umuduyla yol alıyor yeni yaşamına, kalan ise gideni ve kendinden götürdüklerini de bekliyor yarınlarını geçmişine kata kata. Beklemenin durağan olduğunu ve pasif bir direniş olduğunu işte ilk o zaman anladın. İlk o zaman başkaldırıyı Spartaküs ruhunla besledin. İlk o zaman hasretini emeğe dönüştürdün. İlk o zaman başkaldırıyı aşkla yoğurdun. Peki, neydi ve niçindi bu başkaldırı?

Eğer farklı olmayacaksa bu sevda, neden aldansın ki bu yürek bir daha güzel sözlere, eğer yeniden yazılmayacaksa tarih, neden yarınlara umutla baksın ki bu gözler, eğer bir nefeste aşkın kokusunu hissetmeyecekse bu ten, neden yeniden aynı yatakta aynı nağmeleri başkalarına fısıldasın ki? Sorular ve cevapları uçurumun kenarından aşağıya doğru bıraktığımda onunla beraber aşağıya düşen korkularımı ve endişelerimi de görüyordum. Meğerse ben aşkımı, korkularım ve endişelerimle sarmalayıp kendime çeyiz yapmışım. Bu çeyizle beslemişim tüm yaşamımı.

Aşk korkağı sevmez. Aşk yarınların hesabını yapan çıkarcıları sevmez. Aşk yaptığın her neyse, onu ateşinle harmanlamayı sever. Aşkı anlamlandıramazsan ruhunda, gün gelir senide, yarınları da yakar.

Aşk diye bir şey yok diye haykırdı dilim, aşk diye bir şeyin yalan olduğunu söyledi mantığım. İttifak güçlüydü, mantık yavaş yavaş tüm duyu organlarımı yanına alıyordu ilk dilim katıldı bu guruba sonra kulağım. Bu üçlü ittifak her yerde aşkın olmadığını, yalan olduğunu söylüyordu. Kimse sormuyordu doğru olan nedir peki diye? Herkes gibi olmak mı, kendi kabuğuna mı çekilmek mi yoksa bedensel hazlarda tatmin olmak mı? Elbette ki bu sorunun cevabını veremiyorlardı. Yüreğim susmuş, yaralarını sararken kendi kendine şunları fısıldıyordu. “Yanlış olan o ben veya aşk değil. Yani dört mevsim gibidir yaşam. Kışa küsüp yazın dışarıya çıkmamak olur mu? Ben yani yüreğim o zaman neden var. Varlığımın bir sebebi illaki olmalı.” Bir ben duyuyordum bu sesi birde sonsuzluk. Önce yaralarımı sardım gidenin arkasından sonra tüm bedenimi arkama alıp ruhumun sokaklarında devrim ateşini yaktım. Devrim başarıya ulaşır mı ulaşmaz mı diye hiçbir endişem veya kuşkum yoktu. Çünkü inanıyorsam varlığıma ve yüreğime illaki bir değişimin ateşini fitillemiş olacaktım sonunda. Sonumu düşünmüyordum, düşünenler plan yapsın. Ben plansız, sorgusuz, sualsiz yalnızca halay ve zılgıt çekerek geliyordum. Çünkü ben umutla, huzurla ve çıkarsız geliyordum. Ateş büyüyordu, büyüdükçe umuda yelken açıyordum. Bu böyle gelmiş, böyle gitmez diyordum. Ben hepinizin aşk ateşiyle yandığında çıkardığı figan ve feryadı çıkartmayacağım diye sloganlarla ruhumu baştan sona kat ettiğimde yalnız olmadığımı fark ettim ve gün devrim günü dedim, gün sevda günü, ne yaparsam yapayım her şeyi aşk ateşimle yapacağım. Güzel bir şairin dediği gibi “Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…"

Hakkında
  • Jeleler (Favori Oyun)
Fotoğraflar
  • Hiç paylaşım yok